Türkiye ve Avustralya ortaklaşa yürütecekleri COP31 eylem gündemi sayesinde dünya genelinde yeşil dönüşümün yeni rotasını belirlemek adına güçlü bir irade sergiliyor.
Türkiye ve Avustralya Ortaklığında COP31 Vizyonu
Gelecek dönemde gerçekleştirilecek uluslararası çevre zirvesi, katılımcı ülkelerin yeşil enerji politikalarında öncü roller üstlenmesini gerektiriyor. Türkiye'nin üstlendiği role ve zirvedeki beklentilere işaret eden Almanya'nın eski İklim Özel Elçisi ve Tufts Üniversitesi Fletcher Okulu Kıdemli Araştırmacısı Jennifer Morgan, "COP31 eylem gündeminin, yenilenebilir enerji yatırımlarını artıran ve fosil yakıtlardan çıkışı hızlandıran bir çözüm platformu olarak kullanılması büyük fırsat olur. Bu kapsamda Türkiye ve Avustralya'nın COP başkanlıkları da kendi ulusal politikalarıyla örnek olmaları küresel çabalara katkı sunacaktır. COP başkanlığının kömürden çıkış taahhüdü açıklaması hem güvenilirliğini artırır hem de ülkeleri çözümler etrafında bir araya getirme kapasitesini güçlendirir" değerlendirmesinde bulundu.
Morgan ayrıca COP31'de adil dönüşüm mekanizmaları, şebekelerin güçlendirilmesi ve temiz enerjiye erişimin artırılması konusunda da somut sonuçlar üretilebileceğini anlattı.
Küresel Sıcaklık Artışı ve Paris Anlaşması Hedefleri
Dünyada iklim değişikliğiyle mücadelede önemli eksiklikler olduğunu söyleyen Morgan, 2015'te imzalanan Paris Anlaşması öncesinde küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonuna kadar sanayi öncesi dönem ortalamasına göre 1,5 dereceyle sınırlandırma veya 2 derecenin altında tutma hedefine yönelik patikada ilerlenmediğini ifade etti. Morgan, küresel sıcaklık artışının şu an 2,6 dereceye çıkabileceğini belirterek, "Bu hala kabul edilemeyecek kadar yüksek olsa da Paris Anlaşması olmasaydı, bulunacağımız 4 derecelik olası artış ihtimalinden daha iyi bir yerdeyiz. Paris Anlaşması’nın temiz enerji dönüşümüne verdiği ivme gerçekten çok büyük oldu. Bununla birlikte eksiklikler de var. Son günlerde özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve yaşanan gelişmeler, fosil yakıtlara bağımlılığın ne anlama geldiğini açıkça gösteriyor. Petrol ve gaz bağımlılığının ülkeler için ekonomi, enerji ve iklim güvenliği açısından neden bu kadar zararlı olduğunu görüyoruz. Geçmişte ülkeler farklı öncelikler arasında seçim yapmak zorunda olduklarını düşünüyorlardı. Artık ekonomi, enerji ve iklim güvenliğinin birlikte sağlanabileceği çok net bir şekilde görülüyor. Yaklaşan bir El Nino süreci ve dünyanın dört bir yanında krizler düşünüldüğünde, artık harekete geçmenin zamanının geldiğini düşünüyorum" dedi.
Temiz Enerji Dönüşümü ve Fırsat Penceresi
Yaşanan son gelişmeler, hükümetlerin yeşil enerji altyapılarına yatırım yapması için uygun bir zemin hazırlıyor. Dönüşüm sürecinin ekonomik boyutuna değinen Morgan, "Petrol ve gazın ne kadar pahalı, güvensiz ve kirletici olabileceğini, yenilenebilir enerjinin ise uygun maliyetli, temiz ve erişilebilir olduğunu görüyoruz. Bu yeni ekonomik ve enerji güvenliği gerçekliği sayesinde hükümetler gerekli altyapıyı ve politikaları hayata geçirerek dönüşümü hızlandırabilir" dedi. Bu süreçte ekonomilerin temiz enerji kaynaklarıyla elektrifikasyonu ilerletmesinin kritik önemde olduğunu ifade eden Morgan, COP31 dönem başkanı ve ev sahibi Türkiye'nin en önemli gündem maddelerinden birinin de elektrifikasyon olduğunu anımsattı.
Küresel İklim Diplomasisinde Yeni Koalisyon Dönemi
Uluslararası arenada yaşanan siyasi değişimler ve büyük güçlerin yaklaşımları, çok taraflı iklim müzakerelerinin yapısını yeniden şekillendiriyor. Bonn İklim Konferansı'ndaki duruma değinen Morgan, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin küresel iklim çabalarını yavaşlatma çabalarına rağmen Bonn'daki toplantıların ilk haftasında Paris Anlaşması ve "çok taraflılığın" işlemeye devam ettiğini söyledi. Dünyanın tarihsel olarak en büyük emisyon kaynağı ülkesi ABD'nin iklim değişikliğiyle mücadele çabalarından ayrıldığını ve Trump yönetiminin ABD petrol ve gazının küresel rolünü artırmaya yönelik çok aktif bir yaklaşım benimsediğini anımsatan Morgan, "Bunun yansımalarını Venezuela'da, İran'da, ABD içinde iklim mevzuatının zayıflatılmasında ve rüzgar enerjisine karşı yürütülen kampanyalarda görüyoruz. Ancak aynı zamanda bu durum diğer ülkelerin ilerlemesini durdurmadı. Brezilya'daki COP30'da da Paris Anlaşması işlemeye devam etti ve önemli kararlar alındı. Yine de bu durum diğer ülkelerin çok daha fazla sorumluluk üstlenmesini gerektiriyor" şeklinde konuştu. Çin'in bu süreçteki diplomatik adımlarına vurgu yapan Morgan, "(İklim değişikliğiyle mücadelede) ABD'nin yerini tek bir ülkenin alacağı bir dönem değil. Daha aktif bir Çin'in, AB'nin, orta ölçekli güçlerin ve yükselen ekonomistlerin birlikte hareket ettiği, ekonomik refahı, enerji güvenliğini ve iklim güvenliğini aynı anda sağlamaya çalışan bir ülkeler koalisyonu dönemine giriyoruz" dedi.
Almanya'nın Mevcut Politikaları ve Türkiye ile İş Birliği
Avrupa'nın önde gelen ekonomilerinden Almanya'nın iç çevre politikaları, bağımsız kurullar tarafından mercek altına alınıyor. Ülkedeki durumu eleştiren Morgan, "Ne yazık ki son dönemdeki bazı politika önerileri yenilenebilir enerjiden ziyade doğal gaza yöneliyor. Almanya uluslararası alanda avantaj sağlamak ve yenilenebilir enerji alanındaki başarılı şirketlerini desteklemek istiyorsa yenilenebilir enerjiye daha fazla ağırlık vermeli, bu kaynakların payını yüzde 80'e çıkarma ve sera gazı azaltım hedeflerini yerine getirmeli ama Almanya’daki bağımsız iklim danışma kuruluşları, şu anki hükümet politikaları doğrultusunda ülkenin bu hedeflere ulaşma yolunda olmadığını belirtiyor. Bu nedenle Almanya'nın temiz enerji yönündeki çabalarını artırması gerekiyor" diye konuştu. Morgan, Türkiye ve Almanya'nın iklim değişikliğiyle mücadele ve temiz enerji dönüşümünde iş birliğini artırmak için çok büyük potansiyel bulunduğunu sözlerine ekledi.
Gelişmekte olan ekonomilerin ve uluslararası çevre örgütlerinin ortak çabaları, fosil kaynaklardan temiz enerjiye geçiş sürecinde atılacak kararlı adımların küresel iklim istikrarını sağlamadaki en temel unsur olacağını teyit ediyor.





