15 Temmuz gecesi medyanın üstlendiği rol ile kriz dönemlerinde gazeteciliğin sorumluluğu, Ankara’da düzenlenen atölye programında geniş kapsamlı olarak ele alındı. 'Hafızayı Koru, Hakikati Yaz' temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, hem darbe girişimi sürecinde basının ortaya koyduğu yayıncılık anlayışı hem de günümüz haberciliğinde giderek önem kazanan dezenformasyonla mücadele başlığı masaya yatırıldı. Gazetecilik öğrencileri ile sektör temsilcilerini aynı çatı altında buluşturan programda, medya hafızasının korunması ve doğru bilginin önemi vurgulandı. Basın İlan Kurumu ile Ankara Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen '15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi' iletişim fakültesi öğrencilerini kriz haberciliği, medya etiği ve doğru bilgi üretimi ekseninde bir araya getirerek hem akademik hem de mesleki açıdan önemli bir buluşmaya sahne oldu.
Atölye Ankara Üniversitesi’nde Gerçekleştirildi

Basın İlan Kurumu ile Ankara Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen program, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi’nde saat 09:30’da başladı. Etkinlikte 15 Temmuz gecesinde medyanın üstlendiği rol, gazetelerin attığı tarihi manşetler ve kamuoyunun doğru bilgilendirilme süreci çok yönlü şekilde ele alındı.
Atakan Çelik: “Hakikati Yazacak Olan Sizlersiniz”

Programın açılışında '15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi' hakkında konuşan Basın İlan Kurumu Ankara Bölge Müdürü Atakan Çelik, Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay’ın mesajını katılımcılara iletti.
Çay’ın mesajında, “15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün 10. yıl dönümünde demokrasi şuurunu ve toplumsal sorumluluk bilincini geleceğin gazetecilerine aktarmak üzere bu anlamlı projeyi hayata geçirmiş bulunuyoruz. O gece basın emekçilerinin kalemi, hakikatin sarsılmaz gücü ile birleşmiş, atılan manşetler milletimizin iradesini tarihe not düşmüştür. Bugün aynı bilinç kurumumuz ile Ankara Üniversitesi işbirliğiyle genç iletişimcilerin kaleminde yeniden hayat buluyor. ‘O gece siz olsaydınız nasıl manşet atardınız?’ sorusuna verilecek her cevap yalnızca bir uygulamanın değil, mesleki duruşun, vicdani sorumluluğun ve hakikatin tezahürü olacaktır. Çünkü hafızayı diri tutacak, hakikati kayıt altına alacak ve geleceğe taşıyacak olanlar yarının gazetecileri yani sizlersiniz” ifadeleri yer aldı.
Atakan Çelik, '15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi' kapsamında yaptığı konuşmada, Basın İlan Kurumu öncülüğünde ülkenin 7 bölgesini temsilen belirlenen 7 üniversitede hayata geçirilen projenin Ankara Üniversitesi’ndeki 4. buluşmasına katılım sağlayan genç iletişimcilere hitap etti. Çelik, konuşmasında şu ifadelerini kullandı:
"Kurumumuz öncülüğünde ülkemizin 7 bölgesini temsilen belirlenen 7 üniversitede hayata geçirdiğimiz “15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi”nin Ankara Üniversitesinde gerçekleştirilen 4. programına hepiniz hoş geldiniz. Değerli gençler, Genel Müdürümüzün de ifade ettiği üzere hakikati yazacak olan sizlersiniz. 15 Temmuz 2016’da Türk medyası eşine az rastlanır bir duruş sergiledi. Haber nöbetini alnının akıyla tuttu. Silahların gölgesinde manşetler attı, tehditlere boyun eğmedi, dimdik durdu. Gerek yaygın basınımız gerekse yerel basın organlarımız, darbe girişiminde sadece darbecilere değil, ülkemizin özgürlüğüne göz dikmiş herkese karşı cesaretini bir kez daha gösterdi. O meşhur gecenin üzerinden 10 yıl geçti. Bugün geriye dönüp baktığımızda gazeteciliğin önemi bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Zaten böyle kalkışmalarda hainlerin sesini kısmak istediği ilk meslek grubu maalesef gazeteciler ve medya kuruluşlarıdır."
Basın İlan Kurumu olarak 15 Temmuz’un hafızalarda canlı tutulması için çeşitli projeler yürüttüklerini ifade eden Çelik, "Kıymetli katılımcılar, basın ilan kurumu olarak ilk yıldan bugüne kadar 15 temmuz'u hafızalarda yaşatacak birçok projeyi hayata geçirdik. Bugün 15 Temmuz manşetleri gazetecilik atölyesi programımızda genç iletişimci arkadaşlarımızla birlikte havzayı koruyacak, hakikati birlikte yazacağız" sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Prof. Dr. Fatih Keskin: “Gazetecilik Kritik Bir Sınav Verdi”

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Keskin de programda yaptığı konuşmada, 15 Temmuz’un yakın tarihin en kritik dönüm noktalarından biri olduğunu belirtti.
Keskin, “Bugün burada Basın İlan Kurumu ile Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi işbirliğinde, Ankara Üniversitesi Rektörlüğünün himayesinde düzenlenen “15 Temmuz Gazete Manşetleri ve Gazetecilik Atölyesi” vesilesiyle bir araya gelmiş olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. 15 Temmuz, yakın tarihimizin kritik dönüm noktalarından biridir. O gece yalnızca demokrasimiz değil, halkın haber alma hakkı, basının sorumluluğu ve gazeteciliğin kamusal görevi de önemli bir sınavdan geçmiştir. Gazete manşetleri ise tarihin ilk taslakları olarak toplumun hafızasına yön veren önemli belgeler haline gelmiştir. Bugün gerçekleştireceğimiz bu atölye çalışması sadece geçmişi değerlendiren akademik bir etkinlik değil, aynı zamanda genç iletişimcilerin kriz dönemlerinde gazeteciliğin etik sorumluluğunu, haber dili oluşturmanın önemini ve doğru bilgiye ulaşmanın değerini uygulamalı biçimde deneyimledikleri çok kıymetli bir eğitim sürecidir” ifadelerini kullandı.
Programın içeriğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Keskin, öğrencilerin haber üretim süreçlerinden manşet kurgusuna, editöryal değerlendirmeden kriz haberciliğine kadar birçok başlıkta hem teorik hem de uygulamalı deneyim kazanacağını ifade etti. Bu çalışmanın öğrencilerin mesleki gelişimlerine önemli katkılar sunacağına inandığını belirten Keskin, aynı zamanda üniversite ile sektör arasındaki işbirliğinin güçlenmesi açısından da değerli bir örnek oluşturduğunu vurguladı.
Gazeteci Pınar Torlak: Kriz Haberciliğinde İlk Saatler Kritik

Atölyenin ilk oturumunda gazeteci Pınar Torlak, 'afet haberciliği' başlıklı sunum gerçekleştirdi. Torlak, kriz anlarında televizyonun ve doğru bilgilendirmenin önemine dikkat çekti.
Torlak konuşmasında, "Kriz haberciliği hız kadar doğruluk da gerektirir. Tüm haberler doğruluk gerektirir; ancak kriz dönemlerinde bu vurgu, sürecin hassasiyetinden kaynaklanır. Öyle ki hakikat ötesi bir çağdayız. ‘Görmek inanmaktır’ iddiası eski gücünü yitirmiştir. Genellikle gördüğümüz şeye inanırız, değil mi? Ancak öyle bir çağdayız ki hakikatin ötesinde bir dönemden geçiyoruz ve ‘Görmek inanmaktır’ yaklaşımı artık eski etkisini kaybetmiş durumdadır" ifadelerini kullandı.
Torlak, afet ve kriz dönemlerinde televizyon haberciliğinin önemine dikkat çekerek, normal zamanlarda televizyon izlemeyen kesimlerin bile bu tür dönemlerde bilgi almak için ekran başına yöneldiğini ifade etti. Bu süreçlerde televizyon haberciliğinin çok daha kritik bir rol üstlendiğini vurguladı.
Kriz anlarında zamanlamanın ve doğru bilgilendirmenin hayati olduğuna işaret eden Torlak, afet ve kriz sahasında ilk 12, 24 ve 48 saatin büyük önem taşıdığını belirtti. İlk 12 saatin belirsizlik dönemi olduğunu, birçok bilginin henüz netleşmediğini ve bu nedenle haber dilinde daha dikkatli ve ölçülü olunması gerektiğini ifade etti.
Ahmet Örsoğlu: Dezenformasyonla Mücadele Vurgusu

İkinci oturumda NTV Cumhurbaşkanlığı Muhabiri Ahmet Örsoğlu, medya etiği ve dezenformasyon konularını ele aldı. Örsoğlu, "Medya etiği Nedir? Aslında kısa bir tanımlama var. Gazetecinin kamu yararını gözeterek doğru tarafsız ve sorumlu yayın yapma anlayışı eğer bu anlayış çerçevesinde haber yapıyorsan sıkıntı yok ama haberi hızlı bir şekilde verme kaygısı varsa ve bunu doğrulamadan bekliyorsak o zaman yanlışa düşme olasılığımız çok daha yüksek" dedi.
Dezenformasyon ve yanlış bilgiye de değinen Örsoğlu, bilinçli ve kasıtsız yanlış bilgi ayrımına dikkat çekerek, gazetecilerin doğrulama kaynaklarına ulaşma sorumluluğunu vurguladı. Ayrıca gazeteciliğin sadece 15 Temmuz değil, güncel küresel krizlerde de “tarihin doğru tarafında durma” sorumluluğu taşıdığını ifade etti.
Örsoğlu günümüzde dezenformasyonun oldukça yaygın bir sorun haline geldiğini belirterek, bilinçli şekilde yayılan yanlış bilginin dezenformasyon olarak tanımlandığını ifade etti. Bunun yanı sıra kasıt olmadan ortaya çıkan yanlış bilgilerin ise misinformation olarak adlandırıldığını ve bu tür içeriklere herkesin günlük yaşamda maruz kalabildiğini söyledi. Doğrulama kaynaklarının sınırlı olmasının ise gazetecilikte süreci daha da zorlaştırdığını vurguladı.
Mesleki deneyimlerinden de bahseden Örsoğlu, Cumhurbaşkanlığı muhabiri olarak görev yaptığını ve bu kapsamda hem Cumhurbaşkanı hem de konuklarıyla yoğun bir çalışma yürüttüklerini aktardı. Gazeteciliğin en temel araçlarından birinin soru sormak olduğunu belirten Örsoğlu, doğru ve zamanın ruhuna uygun sorular sorulamadığı durumlarda mesleki açıdan eksiklik yaşanabileceğini ifade etti.
Güncel küresel gelişmelere de değinen Örsoğlu, yalnızca 15 Temmuz’un değil, İsrail’in Gazze, Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırıları ile Orta Doğu’daki çatışmaların da gazetecilik açısından önemli gündemler olduğunu söyledi. Bu süreçlerin doğru şekilde aktarılmasının önemine dikkat çeken Örsoğlu, tarihin doğru tarafında durmanın hem 15 Temmuz sürecinde hem de günümüz haberlerinde gazeteciler için kritik bir sorumluluk olduğunu vurguladı.




