Apple’ın sinemaya adım attığı günden bu yana izlediği strateji, Brad Pitt'li “F1: The Movie” filmiyle sonunda meyvesini verdi.
Gişeye hızlı giren film, vizyondaki 11. gününde dünya çapında 297 milyon doları geride bırakarak “Napolyon”u (221 milyon dolar) solladı. “Dolunay Katilleri"ni (158 milyon dolar) ise pist dışına itti.
Şirketin şimdiye kadar sinemalarda vizyona soktuğu sadece beş film olduğunu düşünürsek, bu başarının büyüklüğü daha da netleşiyor.
Yönetmen koltuğunda “Top Gun: Maverick”le ses getiren Joseph Kosinski’nin oturduğu “F1”, Brad Pitt’in emeklilikten dönen eski bir Formula 1 pilotunu canlandırdığı yüksek oktanlı bir hikaye sunuyor.
Pitt’in karakteri, çaylak bir sürücüye mentorluk yaparken başarısız bir takımı yeniden zirveye taşımaya çalışıyor.
Bu zirveye taşınma konusu Apple için de geçerli... Çünkü film sadece bir yapım değil, Apple'ın sinemadaki adeta bir sınavı.
250 milyon doları aşan prodüksiyon bütçesi ve neredeyse 100 milyon doları bulan pazarlama harcamasıyla “F1”, kelimenin tam anlamıyla dev bir yatırım.
Bu nedenle yalnızca iyi bir gişe performansı değil, aynı zamanda sinema sektöründeki Apple varlığının geleceği açısından da kritik bir rol oynuyor.
Apple, bugüne kadar dijital platformlarda “Ted Lasso” ve “Severance” gibi dizilerle ciddi başarılar yakaladı.
Ancak sinema tarafında “Beni Ay'a Uçur" (Fly Me to the Moon) ve “Gizli Casus” (Argylle) gibi yapımları tam anlamıyla duvara çarptı.
“F1” ise şirketin beyazperdeyle olan ilişkisini kurtarabilecek güçlü bir istisna olabilir.
Şimdi kritik soru şu: Bu başarı sürdürülebilir mi, yoksa Apple direksiyonu yeniden televizyona mı kıracak?
Cevap, Pitt’in F1 aracıyla gişede kaç tur daha atacağına bağlı. Yani seyirci sinema biletine ne kadar yatırım yaparsa, Apple da beyazperdeye o kadar yakın duracak.