İstanbul’a Bekar Erkeklerin Girme Yasağı

Osmanlı için İstanbul her zaman korunması gereken bir şehirdi, bu sebeple 17’nci ve 18’inci yüzyıllarda kefilsiz oturmak yasaktı.

Ancak şehre Rumeli ve Anadolu'dan gelen bekâr erkeklerin, kaldıkları han ve odalarda fuhuş yaptıkları, şehirde kan döküp kavga ettikleri, askeri darbelerde silaha sarılıp çeşitli ayaklanmalara katıldıkları, kargaşa sırasında çarşı ve pazarları yağmaladıkları yönündeki kanaatler, bekar erkekler için bir dizi önlem alınması sonucunu doğurdu.

1826'da çıkarılan bir ferman ile bekâr erkeklerin şehre girmesi yasaklanmıştır.

Kiliselerde Çan Çalma Yasağı

Osmanlı döneminde kiliselerdeki çanlar kaldırtılmış, çan çalınması kati surette yasaklanmıştı. Bu yasak, 1856'ya kadar devam etmiş, bu tarihten sonra, kiliselere çan kuleleri yaptırılmış ve kiliselerde çan çalınmaya başlanmıştır.

Kadınlarla Erkeklerin Birlikte Kayığa Binme Yasağı

Kadın – erkek bir arada kayığa binme yasağı 1580’den 1918’lere dek süren bir yasaktı. Yasağın faaliyete geçmesini sağlayan bilgi ise “bazı kadınların kayıklarda, önceden anlaştıkları erkeklerle buluşması” olarak gösteriliyordu.

Kayıkçı kahvası ve Bostancıbaşı’na sık sık uyarı ve emirler gelerek bu yasağın sıkı sıkıya korunması önlemi alındı. Öyle ki, kadınlarla erkeklerin Haliç ve Boğaziçi iskelelerinde dolmuş görevi yapan kayıklarda bile bir arada bulunmaları yasaklandı. Bu yasaktan sadece ihtiyar kadınlar, dolmuş şeklinde işleyen kayıklara binmeleri kısıtlamasıyla kısmen nasibini almıyordu.

Kayıkçılar kahyasına gönderilen fermandan birkaç satır; “Bundan evvel de tenbih edilmişti; taze avretlerin levend taifesile kayığa girip gezmelerine mani ol ve bu hususu bütün kayıkçılara tekrar tekrar tenbih et.”

Kadınların Kaymak Satan Dükkanlara Girme Yasağı

İstanbul’un tarihi ilçesi Eyüp 16’ncı yüzyılda kaymakçılarıyla ünlüydü. İstanbul’un farklı yerlerinden insanlar buradan kaymak satın alırdı. “Türbe ziyareti bahanesiyle bu kaymakçı dükkânına gelen bazı kadınların önceden anlaştıkları ve tanıştıkları erkeklerle buluştukları” şeklinde gelen birtakım şikayetler üzerine konuyu saraya taşıyan Eyüp Kadısı vesilesiyle 1573 yılında yasak geldi.

Eyüp Kadısı’na gönderilen ferman şöyleydi; “Kaymakçı dükkânlarına bazı nisa taifesi kaymak yemek bahanesiyle girip oturup namahremler cem’olup hilafı şer’ işleri vardır diye Müslümanların haber verdiklerini bildirmişsin; bu babda ihmal caiz değildir; kadınlar kaymakçı dükkânlarına gitmeyecektir, gelen kadınların dükkâna alınmamasını dükkân sahiplerine şiddetle tenbih et, tenbihini dinlemeyen ve dükkanına kadın müşteri alan dükkân sahibini muhkem cezaya çarptır.”

Arnavutlara Hamam Tellakı Olma Yasağı

Lale Devri’nin sonunu hazırlayan 1730 Patrona Halil İsyanı’nın öncüsü Horpeşteli Arnavut Halil, Bayezid hamamında çalışan bir tellaktı. Sonradan gelebilecek her türlü isyana karşı tedbir elde etmek, yeni bir isyanı önlemek için o yıllarda hamamlarda tellak olarak çalışan tüm Arnavutların işlerine son verilip bir daha hiçbir Arnavut’un tellak olması yasaklandı.

Hamama Giden Gayrimüslimlere Nalın Giyme Yasağı

Hamamlara giden, Osmanlı tarihinde "gayrimüslim" ve "zımmi" olarak tanımlanan Müslüman olmayan (Rum, Ermeni, Yahudi, Süryani vb. gibi) Osmanlı yurttaşlarının, Müslümanlardan ayırt edilmesi için çıkartılan bir yasağa göre gayrimüslimlerin nalın giymesi yasaklanmış ve nalınsız gezmesi uygun görülmüştür.

Ancak Müslümanların da tercihen nalın giymeme ihtimali karşısında bu yasak zayıflayınca, fermana yeni ve garip bir madde eklenmiş, gayrimüslimlere verilecek peştemallara, alameti farika olarak birer demir halka takılması uygun görülmüştür.

Mesire Yerlerinde Kadınların Bulunma Yasağı

Kadınların mesire yerlerinde sevgilileriyle buluşabilecekleri düşünülerek 1752 yılında böyle bir yasak getirildi. Getirilen yasakla hiçbir kadın hiçbir gerekçeyle mesire alanına gidemedi, arabasında mesire alanına giderken kadın taşıyan arabacılar ise cezalandırıldı.

Konaklardan Yalılara, Yalılardan Konaklara Taşınma Yasağı

3’üncü Selim döneminde ortaya çıkan bu yasak, Tanzimat dönemine kadar yürürlükte kalmıştır. Yazın, halk kendi mülkü olan veya kira ile tuttukları yalılara canlarının istediği zaman taşınamazlar ve mevsim sonu, keza canlarının istediği zaman şehirdeki konaklarına dönemezlerdi. Hükûmet, herkesin, o yazı, Boğaziçi'nin hangi köyünde veya Haliç'in hangi tarafında oturacağını önceden öğrenir, o yılın havalarına göre, nihayet bir gün yalılara göç müsaadesi çıkardı.

Farklı Padişahlar Tarafından Kahve ve Kahvehanelere Getirilen Yasaklar

Kanuni Sultan Süleyman zamanında Halep ve Şam’dan gelen kahve ile tanışan İstanbul halkı, kısa sürede kahveyi sosyal yaşamının bir parçası haline getirerek ilk kahvehaneleri de 1554 yılında açtı. Önceleri bu durum ulema tarafından hoş karşılanmayıp yasaklansa da, daha sonradan bir zararı olmadığına karar kılınarak serbest bırakıldı.

Daha ilerleyen süreçte 4’üncü Murad tahta çıktığında tütün ve içkinin yasaklanmasından sonra, kahvehanelerde devlet aleyhine konuşulduğu gerekçesiyle tekrardan kahvehaneler kapatıldı. Yasaklanmış olmasına karşın kahvehanesini açan esnaflar idam edildi.

2’nci Mahmud döneminde yeniçerilerin toplanma yeri olmaması için bir süre de bu dönemde kapatılsa da, sonraki yıllarda yasak tekrardan kaldırıldı.

Çingenelerin Ata Binme ve Kısrak Besleme Yasağı

Osmanlı halklarından biri olan Çingeneler’in yollarda fesat ve şenaat işledikleri düşünülerek İstanbul Kadısı tarafından Çingene Subaşısına bir ferman gönderilerek ata binmeleri yasaklandı. Rumeli bölgesinde de uygulanan yasak ile 1595 yılında Çingene halkının büyük şehirlerde ata binmesi, atla dolaşması ve kısrak beslemesi yasaklandı.

Yasağın fermanı şu şekilde; “Çingene tayfasının ata binmesi ve kısrak beslemesi yasak edilmiş olup lazım geldikçe eşeğe ve arabaya bineceklerdir; muhalif hareket edenler siyaset olunurlar. Ona göre tenbih ve ilan eyleyesiniz.”

Evlerde Yemek Çeşidine Getirilen Yasak

1821'de Nişancı Halet Efendi'nin girişimiyle 2’nci Mahmud tarafından uygulamaya konulan bu yasağın çıkış nedeni israf olarak gösterilmişti. Devlet erkanının yalı ve konaklarda düzenlenen eğlencelerindeki aşırı yiyecek israfı göze batınca, bu politikanın tüm evler için uygulanmasına karar verildi.

İsrafla ilgili yasağın fermanı şu şekilde; “İsraf günahtır, bundan böyle evlerde nihayet beş türlüden yedi türlüye kadar yemek pişirilebilir, yedi türlüden fazla yemek pişirtilmeyecektir.”

Fenersiz Dışarı Çıkma Yasağı

4’üncü Murad döneminde yatsıdan sonra fenersiz dışarı çıkmak yasaklandı. Zaman zaman kıyafet değiştirerek yatsıdan sonra sokakları gezen 4’üncü Murad, dışarıda fenersiz gezenlerle karşılaştığında ceza olarak onları öldürtmekteydi.

Yatsı Ezanıyla Sabah Ezanı Arasında Sokağa Çıkma Yasağı

Sokakların fenerlerle aydınlatılmasından önce konulmuş bir yasaktır.Sokakların güvenliği yeterli olmadığından ve geceleri sokağa çıkan halkın bir ayaklanmaya neden olabileceği düşünülerek uzun yıllar uygulanmıştır.

Ramazan Davulcularına Davul Çalma ve Kahvehanelerde Oyun Oynama Yasağı

1821 yılında İstanbul’da yaygınlaşan veba salgınını önlemek adına aynı yılın Ramazan ayında geceleri davulcuların davul çalması, mani ve türkü okuması ve kahvehanelerde tavla, dama, satranç gibi oyunlar oynaması ve meddahların hikayeler anlatması yasaklandı. Salgının bulaşmasını engellemek adına Ramazan ayında böyle bir yola başvurulsa da, 3 bine yakın kişinin vebadan ötürü hayatını kaybetmesinin önüne geçilemedi.

Siyah Çarşafın Yasaklanması

Dindar olduğu bilinen 2’nci Abdülhamid, 2 Nisan 1892'de belden bağlanmış siyah çarşaf giyen Müslüman kadınların matem tutan Hristiyanlara benzedikleri ve güvenlik bakımından sorun yaratacağı gerekçesiyle kadınların çarşaf giymesini yasakladı.