Orta Doğu'da tırmanan gerilim ve Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizlik enerji fiyatlarını uçurdu. Petrol ve doğal gazdaki artışın enflasyonu tetiklemesinden çekinen Fed ve ECB gibi devler, para politikalarında rotayı yeniden sıkılaşmaya kırdı.
Jeopolitik Riskler Enflasyon Kabusunu Hortlattı
Orta Doğu eksenli devam eden çatışmalar ve petrol fiyatlarındaki yukarı yönlü hareketlilik, küresel ekonomi üzerinde yeni bir maliyet enflasyonu dalgası yarattı. Özellikle ABD-İsrail ile İran arasındaki gerilimin diplomatik yollarla çözüleceğine dair umutların zayıflaması, risk iştahını baskılayan temel faktör oldu. İran’ın kritik geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı'nı kapalı tutabileceğine dair açıklamaları, enerji arzına yönelik endişeleri zirveye taşıdı. Uluslararası Enerji Ajansının rezerv hamleleri bile fiyatlardaki yükselişi frenlemeye yetmezken, yatırımcılar enerji maliyetlerinin enflasyon üzerindeki ek yükünü hesaplamaya başladı.
Fed ve ECB Rotayı Sertleştirdi
Para piyasalarındaki fiyatlamalar, merkez bankalarına yönelik beklentilerin hızla şahinleştiğini gösteriyor. ABD Merkez Bankası için daha önce öngörülen yaz başındaki faiz indirimi takvimi sonbahara doğru ötelenmiş durumda. Benzer bir tablo Avrupa cephesinde de görülüyor. Avrupa Merkez Bankası için yılın ilk yarısında öngörülen gevşeme yerini sıkılaşma senaryolarına bıraktı. Yatırım Finansman Strateji ve Yatırım Danışmanlığı Yönetmen Yardımcısı Makbule Deniz, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
"İngiltere'de BoE'nin temkinli duruşu, Japonya'da BoJ’un zayıf yen ve enflasyonist baskılar karşısındaki faiz artırımı hazırlığı, Avrupa'da ECB'den gelen şahin açıklamalar ve Fed'in bekle-gör politikası küresel likiditeyi şekillendirirken enerji fiyatlarındaki yeni dalga, merkez bankalarını yeniden temkinli ve sıkı para politikası ekseninde birleştirmiş durumda."
Enerji Arzında Şok Dalgaları
Deniz, bölgedeki krizin sadece petrolü değil, doğal gaz piyasasını da vurduğunu ifade etti. Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerin aksamasının yanı sıra Katar’ın sıvılaştırılmış doğal gaz üretimini durdurma kararının piyasada arz şoku yarattığını belirtti. Yapılan analizlere göre, enerji maliyetlerinde yaşanacak her 10 dolarlık kalıcı artışın yıllık enflasyonu ortalama 0,5 ile 0,7 puan yukarı çektiği görülüyor. Özellikle ABD'de benzin fiyatlarının şubat ayındaki 2,90 dolar seviyesinden 3,63 dolara fırlaması, tüketiciler üzerindeki baskıyı artırarak Fed'in elini zorlaştırıyor.
Avrupa için Durgunluk ve Enflasyon İkilemi
Enerjide dışa bağımlı olan Avro Bölgesi, bu süreçten en fazla etkilenen bölgelerin başında geliyor. ECB’nin enflasyon tahminlerini dayandırdığı Brent petrol ve doğal gaz varsayımlarının mevcut piyasa fiyatlarının çok altında kalması, bankanın mart ayı toplantısında pas geçeceğine dair inancı pekiştirirken temmuz ayına kadar iki faiz artışı ihtimalini gündeme getirdi. Bu durum, Avrupa devlet tahvillerindeki getirileri yükseltirken bir yandan da bölge ekonomisi için durgunluk tehlikesini işaret ediyor.
İngiltere ve Japonya'da Faiz Beklentileri
İngiltere Merkez Bankası tarafında ise faiz indirimi senaryoları tamamen masadan kalktı. Mart toplantısında sabit tutma kararı beklenirken, yıl sonuna doğru küçük çaplı bir faiz artırımı bile fiyatlamalara dahil edilmeye başlandı. Japonya'da ise durum daha farklı bir seyir izliyor. Japonya Merkez Bankasının nisan ayında faiz artıracağına dair öngörüler yüzde 62 seviyesine ulaştı. Zayıf seyreden yen ve artan enerji giderleri, Japonya’nın on yıllardır süren ultra gevşek para politikasından uzaklaşma sürecini hızlandırıyor.
Sadece Para Politikası Yeterli Olmayabilir
Makbule Deniz, arz yönlü yaşanan bu krizlerle sadece faiz artırımlarıyla başa çıkmanın riskli olduğunu ifade etti. Enerji maliyetlerindeki artışa sadece para politikası ile yanıt vermenin büyümede sert yavaşlamaya neden olabileceğini belirten Deniz, eş güdümlü mali teşviklerin ve destekleyici politikaların bu dönemde daha kritik bir rol üstleneceğinin altını çizdi. Piyasalar şimdi, diplomatik kanallardan gelecek bir yumuşama haberine veya merkez bankalarının atacağı somut adımlara kilitlenmiş durumda.
Küresel piyasalarda esen bu sert rüzgarlar, merkez bankalarının enflasyonla mücadelesinde strateji değişikliğine gitmesinin kaçınılmaz olduğunu ve enerji krizinin ekonomik dengeleri yeniden tanımlayacağını gösteriyor.





