Kült yapımın devam halkası olan Şeytan Marka Giyer 2 vizyona girerken, sinema eleştirmenleri yapımın yeni hikaye tonu üzerinde ikiye bölünüyor.

Modern Gazetecilik Alanında Yaşanan Kriz Ele Alınıyor

İlk sinema filmiyle büyük bir hayran kitlesine ulaşan yapımın ardılı niteliğindeki The Devil Wears Prada 2, 2006 yılındaki orijinal projenin devamı olarak bu yıl seyirciyle buluştu.

Komedi ve dram unsurlarını bünyesinde barındıran bu iddialı eserin yönetmenliğini bir kez daha David Frankel üstlenirken, senaryo ekibinde ise ilk filmde olduğu gibi yine Aline Brosh McKenna yer alıyor. Yaklaşık yirmi yıllık bir zaman atlamasının ardından yaşananları konu edinen film; basılı yayıncılığın ve geleneksel moda dergiciliğinin gerilemesini, internet tabanlı dijital medyanın hızla yükselişini ve sektördeki keskin güç değişimlerini odak noktasına yerleştiriyor. Ünlü sinema eleştirmeni Justin Chang tarafından yazılan ve The New Yorker dergisinde yayınlanan inceleme yazısında bu yeni sinema yapıtı, parlayan ve abartılı bir öyküyü bile çok yüksek bir özgüvenle satabilen bir iş olarak tanımlanıyor. Deneyimli eleştirmen, projenin modern gazetecilik alanında yaşanan büyük krizi son derece stil sahibi bir anlatım metoduyla masaya yatırdığını önemle vurguluyor.

Hikayenin Değişen Güncel ve Karanlık Tonu

İlk sinema projesi daha çok pırıltılı tekstil ve tasarım dünyasına tamamen dışarıdan dahil olan bir karakterin kişisel gelişim yolculuğuna odaklanırken, bu yeni sinema filminde ton gözle görülür bir biçimde sertleşiyor. Hikaye artık sadece lüks tasarım dünyasını anlatmakla kalmıyor, kitle iletişim araçlarının geçirdiği sancılı evrimi ve kurumsal güç dengelerinin nasıl altüst olduğunu da ana eksenine taşıyor. Kağıt baskı dergilerin eski kültürel ve ekonomik otoritesini tamamen yitirdiği, internet sitelerinin ve sosyal ağların ana belirleyici konumuna yükseldiği bu modern düzende, tanıdık figürler de kendilerini bambaşka pozisyonlarda buluyor. Miranda Priestly karakteri lüks dünyasındaki gücünü bir şekilde muhafaza etse de artık geçmiş dönemlerdeki gibi tamamen dokunulmaz bir profil çizmiyor. Runway dergisinin finansal ve kültürel açıdan oldukça çetin bir süreçten geçmesi, söz konusu otoriter figürün konumunu da ciddi şekilde tartışmaya açıyor.

Andy Sachs karakterinin uzun bir aranın ardından yeniden bu acımasız çalışma ortamına geri dönmesi ise öyküyü basit bir geçmişe özlem duygusundan çıkararak doğrudan sert bir hesaplaşma zeminine oturtuyor.

Orijinal Kadronun Yeniden Bir Araya Gelmesi

Yeni sinema filminin en büyük sanatsal avantajlarından biri, ana oyuncu kadrosunun çok büyük bir oranda korunarak beyaz perdeye taşınması oluyor. Usta oyuncu Meryl Streep tarafından canlandırılan efsanevi Miranda Priestly karakterinin sergilediği performans yine tüm hikayenin merkez üssü konumunda bulunuyor. Bununla birlikte Anne Hathaway ve Emily Blunt tarafından hayat verilen karakterlerin geride kalan uzun yıllar içerisindeki kişisel değişimleri ve olgunlaşma süreçleri, senaryoya çok katmanlı yeni bir derinlik kazandırıyor. Devam filminde rol alan oyuncu kadrosu aynı kalsa da aralarındaki iletişim ve karakter dinamikleri tamamen başkalaşıyor. Bu yeni dönemde taraflar arasındaki ilişkiler çok daha dengeli ama bir o kadar da sert bir yapıya bürünüyor. İlk sinema filminde izleyicinin karşısına çıkan asistan ve patron eksenli hiyerarşik ilişki biçimi, yerini bu kez çok daha karmaşık ve grift bir güç savaşına bırakıyor. Yaşanan bu yapısal değişim, karakterler arasındaki psikolojik çatışmaları günümüz dünyasıyla uyumlu ve son derece gerçekçi bir boyuta taşıyor.

Sinema Eleştirmenlerinin ve İzleyicilerin İlk Tepkileri

Projenin vizyon takvimine girerek sinema salonlarında gösterilmeye başlanmasıyla birlikte, profesyonel film yorumcularından gelen ilk tepkiler belirgin bir şekilde iki farklı kutba ayrılıyor. Sektördeki bazı sinema yazarları filmi son derece tarz sahibi, estetik ve güncel bulduklarını dile getirirken, bazı eleştirmenler ise senaryonun ilk filmin sahip olduğu o çok keskin mizahi ve dramatik başarıya tam anlamıyla ulaşamadığını savunuyor. Fakat sinema çevrelerinin üzerinde birleştiği ortak kanaat, bu devam çalışmasının sadece geçmişe yönelik nostaljik hislerden beslenmediği, bunun yerine modern medya ekosistemine yönelik daha gerçekçi ve karanlık bir panorama sunduğu yönünde birleşiyor. Özellikle kitle iletişim araçlarının ve küresel moda endüstrisinin geçirdiği köklü yapısal dönüşümlere odaklanılması, bu yapımı alışılagelmiş basit devam öykülerinden tamamen ayırıyor. Sahip olduğu bu vizyoner bakış açısı sayesinde eser, sadece eski favori karakterlerini yeniden perdede görmeyi arzulayan kitleye değil, aynı zamanda içinde yaşadığımız modern dünyaya dair derinlikli bir toplumsal yorum arayan bilinçli sinema izleyicisine de hitap ediyor.

İlk Pasaport Ne Zaman Ortaya Çıktı?
İlk Pasaport Ne Zaman Ortaya Çıktı?
İçeriği Görüntüle

Yapım Küresel Ölçekte Konuşuluyor

Söz konusu devam sinema filminin küresel ölçekte bu denli yoğun biçimde gündemi meşgul etmesinin arkasındaki ana gerekçe sadece geçmişe duyulan özlem hissiyle sınırlı kalmıyor. Eser aynı zamanda kitle iletişim sektörü, kurumsal güç mekanizmaları ve modern kariyer algısı gibi sosyolojik kavramların yirmi yıllık süreçte nasıl büyük bir mutasyona uğradığını beyaz perde aracılığıyla izleyiciye aktarmaya çalışıyor. Bu sanatsal çaba da projeyi sadece boş vakit geçirmelik eğlenceli bir seyirlik olmaktan bütünüyle kurtararak, toplumsal düzeyde çok daha geniş tabanlı entelektüel tartışmaların bir parçası haline getiriyor.

Moda dünyasındaki estetik unsurların ötesine geçerek kitle iletişim araçlarının dijitalleşme sürecindeki sancılarını ve modern kariyer dünyasındaki acımasız rekabeti ele alan film, sinema tarihindeki yerini alıyor.

Muhabir: Betül Gökçe AKGÖL