Cumhuriyet’in ilk yıllarında Avrupa’dan getirilen Su Perileri heykelleri, Ankara’nın şehir estetiğine zarif bir dokunuş katmak için tasarlandı. Ancak bu narin figürlerin yolculuğu, planlandığı kadar sakin olmadı. Meydanlardan parklara, depolardan yeniden kamusal alana uzanan hikayesi, hem kent planlamasının değişen yönünü anlatıyor.
Cumhuriyetin Estetik Simgesi
Ankara yeni başkent olarak şekillenirken şehir yalnızca idari merkez değil, aynı zamanda modern bir vitrin olarak tasarlanıyordu. Bu vizyon doğrultusunda 1920’li ve 30’lu yıllarda Avrupa’dan getirilen anıtsal heykeller ve çeşmeler kent meydanlarına yerleştirildi.
Su Perileri de bu dönüşümün en zarif temsilcilerinden biriydi. Havuz başı kültürünü kamusal yaşama taşıması planlanan eser, Batılı şehir estetiğinin sembolü olarak düşünülmüştü.
Bugün Altındağ sınırlarında, CSO Ada Ankara ile CerModern arasındaki ağaçlık alanda bulunan heykel, başkentin erken dönem şehircilik anlayışını yansıtan nadir örneklerden biri olarak varlığını sürdürüyor.
Ankara'yı Gezen Heykel

Şehir planlarının değişmesiyle Su Perileri defalarca farklı noktalara taşındı. İlk yıllarda Kızılay Meydanı çevresinde konumlandırıldı, ardından farklı kamusal alanlara götürüldü.
Zaman içinde Hacettepe Parkı, Gençlik Parkı ve Tandoğan Meydanı gibi pek çok noktada yer aldı.
Bu taşınmalar sırasında heykelin bazı parçaları zarar gördü. Örneğin büyük su fıskiyesi kırıldı... Bazen kamusal alanlardan tamamen kaldırıldı, uzun süre belediye depolarında saklandı.
Yaklaşık 18 yıl boyunca gözlerden uzak kaldıktan sonra heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından restore edildi ve 20 Aralık 2010’da bugünkü yerine yerleştirildi.
Heykelin Farklı İsimleri
Eserin adı bile zaman içinde değişti. İlk yıllarda dönemin belediye başkanına atfen 'Asaf Bey Havuzu' olarak anıldı. Sürekli yer değiştirdiği için halk arasında 'Seyyar Havuz' adıyla da bilindi.
Mimarlık araştırmalarında ise 'Anıtsal Dionysos ve Dağ Perileri Nysiad’lar Çeşmesi' olarak adlandırılması gerektiği görüşü dile getirildi.
Göz Alıcı Bir Heykel
Bugün bu figürler yalnızca bir sanat eseri değil tamamlanmamış modernleşme hayallerinin, değişen şehir planlarının ve başkentin kimlik arayışının sessiz tanıkları olarak görülüyor.
Zarif duruşlarıyla geçmişten bugüne uzanan zarif bir hatıra gibi…




