Uluslararası arenadaki jeopolitik gerilimler ve değişen faiz beklentileri nedeniyle altın fiyatlarında son aylarda yaşanan peş peşe düşüşler yatırımcıları şaşırtmaya devam ediyor.
Küresel finans piyasaları, jeopolitik risklerin ve makroekonomik beklentilerin gölgesinde oldukça hareketli bir dönemden geçiyor. Özellikle Orta Doğu coğrafyasında meydana gelen sıcak gelişmeler, ham madde ve enerji maliyetleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturarak dünya genelindeki ekonomik dengeleri sarsıyor.
Hürmüz Boğazı Krizi ve Küresel Piyasaların Seyri
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında şubat ayının son gününde patlak veren askeri ve siyasi gerilim, küresel ticaretin can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla sonuçlandı. Yaşanan bu sıcak savaş durumu, uluslararası varlık fiyatlarının yön bulmasında birincil derecede rol oynamaya başladı. Kriz süresince taraflardan gelen gerilimi düşürücü ya da risk seviyesini tırmandırıcı her yeni açıklama, piyasalardaki dalgalanma boyutunun daha da genişlemesine yol açıyor. Stratejik öneme sahip bu boğazın gemi trafiğine kapanması, enerji fiyatlarının hızla tırmanmasına neden olarak dünyanın önde gelen merkez bankalarının uzun vadeli faiz politikalarını yeniden gözden geçirmesine zemin hazırladı.
Fed Faiz Beklentilerini Değiştirdi
Savaş durumunun ortaya çıkmasından önce, piyasalarda Fed'in bu yıl içinde faiz indirim döngüsüne başlayacağına dair güçlü bir inanç hakim bulunuyordu. Ancak çatışmaların başlaması ve enerji fiyatlarındaki tırmanışın ardından para otoritelerinin indirim adımından tamamen uzaklaştığı görüldü. Küresel enflasyon baskısının kesintisiz devam etmesi durumunda para piyasalarındaki fiyatlamalar, bankanın yıl sonuna kadar yeni bir faiz artırımı hamlesi yapabileceğine işaret ediyor.
Fed'in para politikasına dair tersine dönen bu beklentiler, başta altın olmak üzere tüm değerli metallerin yönünü aşağı çevirmesinde ana etken olarak öne çıkıyor.
Ons Altın Fiyatlarında Rekor Sonrası Sert Gerileme
Yılın ilk döneminde emtia piyasalarında bambaşka bir rüzgar esiyordu. Ons altın fiyatları, ocak ve şubat aylarında Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin Grönland bölgesini satın alma girişimi neticesinde Avrupa ülkeleriyle karşı karşıya geldiği diplomatik gerilimle yükselmişti. Ticaret politikalarındaki belirsizlikler, teknoloji ve yapay zeka sektörlerindeki aşırı değerleme endişeleri ile küresel merkez bankalarının fiziki talebi bu yükselişi desteklemişti. Yeni yıla 4 bin 313 dolar seviyesinden başlayan ons altın, ocak ayında 5 bin 600 dolar sınırını test ederek tarihi bir zirve yakaladı. Ocak dönemini yüzde 12,4 oranında değer kazancıyla 4 bin 849 dolardan kapatan değerli metal, şubat ayını da yüzde 8,5 artışla 5 bin 263 dolardan tamamladı.
Tarihi Kriz Döneminden Bu Yana En Sert Aylık Düşüş
Orta Doğu sahasında başlayan savaşın ekonomik yansımalarıyla birlikte altın fiyatlarındaki kazançlar hızla erimeye başladı. Mart ayı içerisinde 4 bin 99 dolar seviyesine kadar çekilen ons altın, bu ayı yüzde 11,32 oranında net bir kayıpla 4 bin 667 dolardan kapattı. Mart ayında tecrübe edilen bu gerileme, dünya finans tarihine 2008 yılındaki küresel ekonomik krizden bu yana yaşanan en sert aylık düşüş olarak geçti. Negatif seyir sonraki aylarda da hız kesmedi; nisan döneminde yüzde 1 oranında değer kaybeden kıymetli maden, mayıs ayında da yüzde 1,77 oranında gerileyerek ayı 4 bin 540 dolardan bitirdi. Böylelikle ons altın fiyatlarında üst üste üç ay boyunca kesintisiz bir değer kaybı serisi yaşanmış oldu.
Gümüş Fiyatlarında İki Aylık Kayıp Serisi Son Buldu
Uluslararası piyasalardaki bu makroekonomik gerekçeler gümüş fiyatlamalarında da benzer etkiler yarattı. Gümüşün hem finansal bir yatırım aracı olması hem de güneş paneli üretimi başta olmak üzere sanayi ve endüstri kollarında temel bir hammadde olarak kullanılması, fiyatlarındaki oynaklık seviyesini artıran bir unsur oldu. Seneye 71 dolar seviyesinden giriş yapan ons gümüş, ocak ayında 121,7 dolara tırmanarak kendi rekorunu kırdı ve ocak ayını yüzde 17,2 yükselişle 83,3 dolardan tamamladı. Şubat ayında da yüzde 12,6 değer kazanarak 93,8 dolara ulaşan gümüş, mart ayında savaşın etkisiyle sert bir biçimde 61 dolara kadar geriledi. Mart ayını yüzde 19,9 düşüşle 75,1 dolardan, nisan ayını ise yüzde 1,8 kayıpla 73,7 dolardan kapatan ons gümüş, mayıs ayı son günlerinde yeniden toparlanarak yüzde 2,1 artış kaydetti ve 75,3 dolar seviyesine ulaştı.
Yüksek Enerji Maliyetleri ve Yatırım Tercihleri
Saxo Capital Emtia Strateji Başkanı Ole Hansen, piyasalarda yaşanan bu dikkat çekici fiyat hareketliliklerine dair önemli teknik analizlerde bulundu. Ole Hansen konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
"Hürmüz Boğazı'ndan yapılan gemi trafiğindeki uzun süreli aksama, petrol, doğal gaz ve rafine yakıt fiyatlarını yüksek seviyede tutarak, tarihsel olarak altın için daha az destekleyici bir piyasa ortamı yarattı."
Yaşanan küresel gelişmelerin klasik bir güvenli liman talebi oluşturmaktan ziyade, tırmanan enerji faturaları üzerinden enflasyonist korkuları tetiklediğini belirten Ole Hansen, bu durumun tahvil faizlerini yukarı taşıdığını, Amerikan dolarını küresel ölçekte güçlendirdiğini ve faiz indirimi umutlarını baltaladığını dile getirdi. Değerli metal piyasalarındaki oyuncular için faiz patikasının hayati önem taşımaya devam ettiğini aktaran Ole Hansen, analizini şu sözlerle sürdürdü:
"Faiz getirmeyen bir varlık olarak altın, faiz oranları düştüğünde daha cazip hale gelir çünkü onu elde tutmanın fırsat maliyeti azalır. Tersine, piyasalar faiz indirimi beklentilerini geri çektiğinde altın genellikle zorlanır."
Bu temel dinamiğin son aylarda enerji maliyetlerindeki artış ve kalıcı enflasyon riskleri karşısında yatırımcıların parasal gevşeme adımlarına olan inancını azaltmasıyla net bir biçimde görüldüğünü ifade eden Ole Hansen, jeopolitik risklerin durulması ve enerji şoklarının hafiflemesiyle birlikte piyasaların yapısal temalara geri döneceğini öngörüyor. Ole Hansen, merkez bankalarının fiziki altın alımlarının ve Çin halk cumhuriyetinden gelen güçlü yerel talebin önümüzdeki süreçte de altın piyasasına yön veren en büyük yapısal destek unsurları olmaya devam edeceğini savunuyor.
Uluslararası emtia piyasaları, jeopolitik riskler ile büyük merkez bankalarının sıkı para politikası duruşları arasındaki hassas dengede yön bulmaya çalışırken, kıymetli maden yatırımcıları da enflasyon ve faiz oranlarındaki değişim grafiğini yakından izlemeyi sürdürüyor.



