Küresel belirsizliklerin ve jeopolitik risklerin gölgesinde altın yeniden güvenli liman olarak öne çıkarken, Türkiye’nin yer altı kaynaklarını daha etkin kullanma hedefi dikkat çekiyor. Güçlü rafineri ve kuyumculuk altyapısıyla desteklenen yerli üretim hamlelerinin, Türkiye’yi yalnızca tüketici değil, bölgesel ölçekte belirleyici bir merkez haline getirebileceği değerlendiriliyor.
Altının Stratejik Ağırlığı Artıyor
Jeopolitik risklerin sürdüğü mevcut küresel tabloda altın, yatırımcılar ve merkez bankaları için güvenli liman olma özelliğini koruyor. Sektör temsilcileri, bu eğilimin geçici değil yapısal olduğuna işaret ediyor. Artan talep, üretimle tüketim arasındaki farkı büyütürken fiyatlar üzerinde de kalıcı bir baskı oluşturuyor.
Altın Madencileri Derneği Başkanı Hasan Yücel, bu sürecin arka planını değerlendirirken küresel piyasalardaki dalgalanmalara dikkat çekti.
Yerli Üretim için Fırsat
Altın fiyatlarındaki kısa vadeli geri çekilmelerin yanlış okunmaması gerektiğini vurgulayan Yücel, fiyat hareketlerinde birden fazla etkenin rol oynadığını belirtti. Yücel, "Jeopolitik riskler ortadan kalkmış değil. İran krizi ve Rusya-Ukrayna Savaşı sürerken güvenli liman ihtiyacı canlı kalıyor. Kısa vadede yüzde 3-5'lik geri çekilmeler normal ancak uzun vadede ana yönün yukarı olduğunu düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.
Bu tabloya Türkiye açısından bakıldığında, mevcut fiyat seviyelerinin önemli bir fırsat sunduğuna işaret ediliyor. Yücel, "Fiyatlardaki gerilemeyi kriz değil fırsat olarak görmek, altını stratejik ürün kabul ederek üretimi artıracak teşvikleri devreye almak gerekiyor" dedi.
Yerli Kaynağa Odaklanma Çağrısı
Türkiye’nin altın konusunda uzun yıllardır tüketici konumda olduğuna dikkat çeken Yücel, yerli üretimin artırılmasının ekonomik kırılganlıkları azaltacağı görüşünde.
"Bu dalgalı ortamdan daha az etkilenmek için ithalata değil yerli üretime odaklanmalıyız. Üretim arttıkça dışa bağımlılık ve cari açık baskısı azalır. Türkiye altını ithal ederek değil, üreterek güvence altına almalıdır" değerlendirmesinde bulundu.
Üretim-Talep Dengesizliği Fiyatları Yukarı Taşıyor
Küresel ölçekte üretim ve tüketim arasındaki farkın giderek açıldığına işaret eden Yücel, merkez bankalarının artan altın alımlarının da bu tabloyu desteklediğini ifade etti.
Yücel’e göre, dünya genelinde yıllık altın üretimi yaklaşık 3 bin 500 ton seviyesinde bulunurken, küresel talep geçen yıl ilk kez 5 bin tonun üzerine çıktı. Bu fark, fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskıyı kalıcı hale getiriyor.
Türkiye’nin Yer Altı Potansiyeli Yüksek
Türkiye’nin mevcut yıllık altın üretiminin yaklaşık 28 ton seviyesinde olduğunu hatırlatan Yücel, test edilmiş toplam altın kaynağının 6 bin 500 ton civarında bulunduğunu, bu rakamın zamanla 8-10 bin tona ulaşabileceğini dile getirdi.
100 Tonluk Üretim Hedefi Masada
Türkiye için yıllık 100 ton altın üretiminin ulaşılabilir bir hedef olduğunu savunan Yücel, izin süreçlerinin hızlanması ve finansmana erişimin kolaylaşması durumunda 5-10 milyar dolarlık ilave yatırımla bu seviyeye beş yıl içinde çıkılabileceğini kaydetti.
Üretimin önündeki engellere de değinen Yücel, kamuoyu baskısı, uzun izin süreçleri ve yatırım ortamındaki belirsizliklerin süreci yavaşlattığını belirtti.
"Stratejik planlama ve net karar mekanizmalarıyla üretimi artırmak mümkündür. Türkiye önce 50 tonlara, ardından 100 ton seviyesine çıkabilir. Bu hedef cari açığın azaltılması ve rezerv güvenliği açısından stratejik bir zorunluluktur" ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin rafineri ve kuyumculuk alanında güçlü bir altyapıya sahip olduğuna dikkat çeken Yücel, üretimin artırılmasıyla birlikte bu avantajın daha görünür hale geleceğini söyledi.
Yücel, "Üretimin artırılması ve hazır projelerin hızla devreye alınmasıyla Türkiye, yalnızca kendi altınını işleyen değil, çevre ülkelerin altınını da rafine eden ve ticaretini gerçekleştiren bölgesel bir merkez haline gelebilir" diyerek sözlerini tamamladı.




