Ankara denince akla sadece bir başkent değil kendine özgü doğal değerler de geliyor. Ankara kedisi, Ankara keçisi ve Ankara tavşanı. Bu üç hayvanın kökenleri tarihçeleri ve dünyaya yayılışlarıyla şehrin en dikkat çeken sembolleri arasında yer alıyor. Her biri farklı bir hikaye taşıyan bu canlılar, hem ekonomik hem kültürel açıdan Ankara’nın tanıtımına katkı sağlıyor. Yüzyıllar içinde dünyaya yayılan bu türler şehrin doğal mirasının önemli bir parçası olarak görülüyor.
Ankara’nın Sessiz Sembolleri
Ankara’nın doğal sembolleri dendiğinde Ankara Kedisi, Ankara Keçisi ve Ankara Tavşanı öne çıkıyor. Her biri farklı bir dünyaya açılıyor ama ortak noktaları aynı; bu şehrin toprağından çıkmış olmaları ve zamanla sınırları aşmaları.
Ankara Kedisi: Zarafetiyle Dünyaya Açılan Bir Irk
Ankara Kedisi aslında öyle 'sıradan bir kedi' değil uzun, ipeksi tüyleriyle yıllar önce Anadolu’dan çıkıp Avrupa saraylarına kadar gitmiş bir hikayeden söz ediyoruz. Özellikle Haçlı Seferleri döneminden itibaren dikkat çektiği biliniyor.
1620-1625 yıllarında Fransız bilim insanı Fabri de Peiresc’in Ankara’dan götürdüğü kediler Avrupa’da büyük ilgi görüyor. Sonrasında saraylarda bile kendine yer buluyor. 1962’de Ankara Hayvanat Bahçesi’nde yürütülen üretim çalışmaları ise bu ırka yeniden güçlü bir ilgi kazandırıyor.
Ankara Keçisi: Tiftikle Gelen Değer
Ankara Keçisi denince akla ilk gelen şey tiftik… Dünyanın 'mohair' diye bildiği o değerli lif aslında bu keçiden geliyor. Yani sadece bir hayvan değil, aynı zamanda ekonomik bir değer.
13. yüzyılda Anadolu’ya getirilen Ankara Keçisi, Orta Anadolu’nun kurak ama dayanıklı yapısına öyle güzel uyum sağlamış ki bugün hala özellikle Ayaş, Beypazarı, Güdül ve Nallıhan çevresinde yetiştiriliyor.
Tiftik tekstil dünyasında kaşmir ve alpaka gibi en değerli liflerle birlikte anılıyor.
Bir de 'Ankara Sofu' var ki eskiden bu keçinin tüyleriyle dokunan kumaşlar, dönemin en kıymetli ürünleri arasında yer alıyormuş.
Ankara Tavşanı: Nadir, Sessiz ve Kıymetli
Ankara Tavşanı biraz daha sessiz bir hikaye gibi dünya genelinde sayısı milyonları bulurken, Türkiye’de oldukça sınırlı bir alanda yaşıyor.
1723’te Anadolu’da kaybolduğu biliniyor, sonra yeniden ülkeye kazandırılıyor. Bugün sayısı 500 ile 1000 arasında değişiyor. En dikkat çekici yanı ise yünü… Çok ince, çok sıcak tutan ve adeta altın değerinde kabul edilen bir yapısı var.
Hatta koyun yününe göre sekiz kat daha fazla ısı verdiği söyleniyor. Bu yüzden sadece tekstilde değil sağlık amaçlı ürünlerde de kullanılıyor.
Ankara çiğdemi, armudu, balı ve Kalecik Karası üzümüyle birlikte bu şehir, doğasıyla da kendine has bir karakter taşıyor.




