Kanatlı devasa gövdeleri, keskin pençeleri ve ağızlarından saçtıkları alevlerle ejderhalar, binlerce yıldır insan hayal gücünün en güçlü figürleri arasında yer alıyor. Yeryüzündeki neredeyse tüm uygarlıkların efsanelerinde kendine yer bulan bu gizemli yaratıklar, günümüzde de popülerliğini korumaya devam ediyor.
Ejderha imgesi coğrafyaya göre birbirinden oldukça farklı anlamlar taşıyor. Batı efsanelerinde korkulan ve hazine bekçiliği yapan bir canavar olarak tasvir edilirken Doğu kültürlerinde iyiliğin, bereketin ve şansın sembolü kabul ediliyor. Mezopotamya'da "Muşuşu", Mısır'da "Apep" adıyla karşımıza çıkan bu yaratık, antik dünyadan modern fantezi edebiyatına kadar varlığını sürdürüyor.
Bilim İnsanları Ne Düşünüyor?
Bilim insanları, fiziksel olarak var olmayan bu yaratığın tüm insanlık tarihinde nasıl ortak bir motif haline geldiğini araştırıyor. Öne çıkan ilk teoriye göre antik çağ insanları yeraltında buldukları devasa dinozor kemiklerini anlamlandırmaya çalışırken ejderha imgesini oluşturmuş olabilir. M.Ö. 4. yüzyılda Çinli tarihçilerin bazı fosil kayıtlarını doğrudan ejderha olarak nitelendirmesi bu tezi destekliyor.
Öne sürülen başka bir teoride ise Afrika'nın dev sürüngenleri olan Nil timsahlarının Avrupa efsanelerine ilham verdiği düşünülüyor. Nesilden nesile aktarılan devasa timsah hikayeleri zamanla uçan ve alev saçan yaratıklara dönüşmüş olabilir.
Avustralya yerlilerinin folklorunda yer alan Goanna gibi zehirli sürüngenlerin de ejderha mitlerine zemin hazırladığı tahmin ediliyor. Kıyıya vuran balina iskeletlerinin ise denizi tanımayan topluluklar tarafından devasa bir canavarın kalıntısı olarak yorumlandığı öne sürülüyor.
Türk Mitolojisinde Ejderha
Türk mitolojisinde de "Evreğen" adında dev bir kanatlı yılan figürü bulunuyor. Yeraltı mağaralarında hazineleri koruduğuna inanılan bu yaratığın adı "eviren" veya "döndüren" kökünden geliyor. Kadim inanışlarda dünyayı bir ejderhanın döndürdüğü düşünülürdü. Günümüzde kullandığımız "evren" sözcüğünün de ismini bu gizemli varlıktan aldığı belirtiliyor.



