Ankara'da 1925 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cezaevi olarak kapılarını açan ve 81 yıllık faaliyet süresinin ardından 2006'da kapatılan Ulucanlar Cezaevi, günümüzde hafıza müzesi olarak geçmişin karanlık sayfalarını aydınlatıyor.
2009'da Altındağ Belediyesine devredilmesinin ardından Belediye Başkanı Veysel Tiryaki'nin restorasyon çalışmalarıyla 15 Haziran 2011'de müzeye dönüştürülen tarihi yapı, özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesinin bıraktığı derin yaraları belgeleyen somut vesikalarıyla dikkat çekiyor.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi'nin yönetime el koyduğu 12 Eylül sürecinde 650 bin kişi gözaltına alınırken, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı ve 7 binden fazla kişi hakkında idam cezası istendi.
Bu baskı ortamının merkez üslerinden biri olan Ankara'daki Ulucanlar Cezaevi, sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu'nun infazlarına sahne oldu.
Bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasıyla 17 yaşında hüküm giyen, cezası Yargıtay tarafından iki kez bozulmasına karşın Konsey onayıyla yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980'de idam edilen Erdal Eren'in cezası da Ulucan'ın duvarları arasında infaz edildi.
Tarihi yapının yalnızca 12 Eylül'ün değil, Cumhuriyet tarihinin pek çok siyasi kırılma anının merkezi olduğuna işaret eden Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sorumlusu Merve Bayıksel, cezaevinin her koğuşunda ayrı bir dönemin izi bulunduğunu belirtti.
Bayıksel, 12 Eylül'ün simgesi haline gelen Mustafa Pehlivanoğlu ve Fikri Arıkan'ın darağacına gitmeden önce kaleme aldıkları son mektupları ile kıyafetlerinin sergilendiğini belirterek, o günlerde cezaevinde kalanların verdiği mücadeleyi, yazılarını ve hissiyatlarını ziyaretçilere birebir aktardıklarını kaydetti.
Bayıksel, Ankara'ya gelen herkesin bu yapıyı mutlaka görmesi gerektiğini de vurgulayarak, Erdal Eren, Fikri Arıkan, Mustafa Pehlivanoğlu ve Necdet Adalı'nın isimlerini hatırlattı ve Pehlivanoğlu ile Adalı'nın bizzat Kenan Evren'in "bir sağdan, bir soldan" ifadesiyle tarihe geçen infazların kurbanları olduğunu dile getirdi.
Geçmişte Bülent Ecevit ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi siyasi liderlerin, Talat Aydemir, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Ali Bülent Orkan ve Muharrem Şemsek gibi isimlerin tutuklu kaldığı cezaevi, aynı zamanda fikir ve edebiyat dünyasının da zorunlu durağı oldu.
Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet Ran, Yılmaz Güney, Ahmet Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fakir Baykurt, Sami Cebeci, Metin Peker, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Beyhan Cenkçi, Adnan Cemgil, Cüneyt Arcayürek ve Metin Toker gibi onlarca yazar ve gazetecinin volta attığı avlular, bugün o günlerin kişisel eşyaları ve tanıklıklarıyla hafızaları diri tutuyor.