Göç, sinemanın en güçlü ve en sarsıcı temalarından biridir. Kimi zaman bir umut yolculuğu, kimi zaman zorunlu bir kaçış, kimi zaman ise bitmeyen bir aidiyet arayışı olarak karşımıza çıkıyor.
Dünyanın farklı coğrafyalarında geçen, farklı dönemlere ait bu filmler; göçün bireyler ve toplumlar üzerindeki etkisini çarpıcı hikâyelerle anlatıyor.
İşte sinema tarihinden göç temasını merkezine alan, mutlaka izlenmesi gereken 7 film.
Otobüs (1976) – Tunç Okan
Tunç Okan imzalı Otobüs, Türkiye sinemasında göç temasını en sert ve çarpıcı biçimde ele alan yapımlardan biri olarak öne çıkıyor.
Hayatlarında köylerinden başka bir yer görmemiş bir grup insan, daha iyi bir yaşam umuduyla kaçak yollarla İsveç’e götürülür.
Stockholm’e ulaştıklarında ise kendilerini tamamen yabancı oldukları bir dünyada bulurlar.
Film, Doğu ile Batı arasındaki kültürel uçurumu, dil bilmezliğin ve yalnızlığın yarattığı çaresizliği sarsıcı bir gerçekçilikle aktarır.
Göçmen / The Immigrant (1917) – Charlie Chaplin
Charlie Chaplin’in erken dönem sessiz filmlerinden biri olan Göçmen, yaklaşık 30 dakikalık kısa süresine rağmen göç olgusunu evrensel bir dille anlatmayı başarır.
Amerika’ya doğru yola çıkan bir göçmen gemisinde geçen filmde Chaplin, her zamanki saf ve iyi niyetli karakteriyle izleyici karşısına çıkar.
Yeni bir hayata başlama umudu, bürokrasi, yoksulluk ve yabancılık hissi; mizahın ardına saklanan güçlü bir toplumsal eleştiriyle sunulur.
Gelin (1973) – Lütfi Akad
Ömer Lütfi Akad’ın meşhur göç üçlemesinin ilk filmi olan Gelin, Türkiye’de iç göçü merkeze alır.
Yozgat’tan “taşı toprağı altın” denilen İstanbul’a göç eden bir ailenin hikâyesi üzerinden, büyük şehrin insanı nasıl dönüştürdüğü anlatılır.
Film, kırsaldan kente göç eden bireylerin yaşadığı yabancılaşmayı, gelenek ile modern yaşam arasındaki çatışmayı ve aile içindeki kırılmaları son derece gerçekçi bir dille işler.
Söz / La Promesse (1996) – Dardenne Kardeşler
Dardenne Kardeşler’in Avrupa’daki göçmen sorununa odaklanan bu filmi, vicdan ve sorumluluk kavramlarını merkeze alır.
Genç bir çocuk olan Igor’un, yasadışı yollarla çalışan bir göçmen işçiye verdiği söz, hikâyenin temelini oluşturur.
Bu söz, Igor’u ahlaki bir yüzleşmeye sürüklerken izleyiciyi de Avrupa’da özellikle Afrikalı göçmenlerin maruz kaldığı sömürü düzeniyle yüzleştirir.
Biutiful (2010) – Alejandro González Iñárritu
Barcelona’da geçen Biutiful, göçmen emeğini ve modern şehirlerin görünmeyen yüzünü anlatan çarpıcı bir film.
Javier Bardem’in canlandırdığı Uxbal karakteri üzerinden ilerleyen hikâyede; yasa dışı çalışan göçmenlerin insanlık dışı koşulları, ölümle ve hastalıkla iç içe bir yaşam sürmeleri gözler önüne serilir.
Film, göç meselesini bireysel dramlar üzerinden evrensel bir trajediye dönüştürür.
İşte Özgür Dünya / It’s a Free World (2007) – Ken Loach
Toplumsal gerçekçi sinemanın önemli isimlerinden Ken Loach, bu filmde göçmen emeği ve modern kölelik kavramını sorgular.
İş yerinde maruz kaldığı baskılar sonrası işsiz kalan Angie, ülkeye yeni gelen göçmenlere iş bulan bir sistem kurar.
Ancak zamanla bu sistemin kendisi de bir sömürü mekanizmasına dönüşür.
Film, Polonya’dan İran’a uzanan geniş bir coğrafyadan gelen göçmenlerin yaşadığı dramı çarpıcı bir şekilde yansıtır.
Kaplumbağalar da Uçar / Turtles Can Fly (2004) – Bahman Ghobadi
Bahman Ghobadi’nin uluslararası alanda büyük yankı uyandıran filmi Kaplumbağalar da Uçar, Türkiye-İran sınırındaki bir mülteci kampında geçer.
Film, savaştan kaçan çocukların gözünden göçü, yoksulluğu ve hayatta kalma mücadelesini anlatır.
Aynı yaşta olmalarına rağmen dünyadaki yaşıtlarından çok farklı koşullarda büyüyen çocukların hikâyesi, izleyiciyi derinden etkileyen bir gerçeklikle sunulur.
Göçü anlatan bu filmler, sadece yer değiştirmeyi değil; kimlik arayışını, yabancılaşmayı, umudu ve hayal kırıklığını da anlatıyor.
Sinema, göçün istatistiklerden ibaret olmadığını; her yolculuğun ardında bir hayat, bir hikâye ve çoğu zaman bir kayıp olduğunu bu filmlerle bir kez daha hatırlatıyor.