NECMETTİN KURUCU
Özellikle kaleme aldığı ekolojik romanlarıyla insanları bilinçlendirmek için büyük bir gayret gösteren Haluk Aytekin, Ticari Hayat Gazete’sine konuştu.
Kitap yazma serüveninden bahseden Aytekin, kendisini ve süreci şöyle anlattı:
"Ben Haluk Aytekin. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum.Aynı zamanda aynı bölüm üzerinden yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Bankacılıktan emekli olduktan sonra ekoloji konuları ile ilgilenmeye başladım. Farkındalık yaratmak için ekolojik kitaplar yazıyorum. Ama üniversite çağlarımdan beri ekoloji, çevre konularıyla ilgiliydim. Bankacılık kariyerim boyunca da bu ilgim devam etti. Doğayla ilgili derneklere üye oldum. Bu konularda elime geçen kitapları okudum. Ayrıca Bankacılık ve finans konularında mesleki kitaplar yazdım, eğitimler verdim. Piyasaya ilk çıkan kitabım 2008 yılında yayımlanan “Ansiklopedik Bankacılık ve Finansal Terimler Sözlüğü” isimli çalışmamdır. 2000’i aşkın terimden oluşan bu kitap konusunda bir ilk olma özelliği taşımaktadır.
Günümüzde insan faaliyetlerin doğada yarattığı tahribatın giderek büyümesi beni çok endişelendiriyor. Öyle ki bazı bilim insanları insan etkisinin geçmiş dönemlerde kitlesel canlı yok oluşlarına neden olan göktaşı çarpması, tektonik hareketler gibi etki yarattığını söyleyerek 6. Büyük Yok Oluş olarak adlandırıyorlar. Özellikle ekosistemlerin çöküşü, biyoçeşitliliğin azalması insanın bu gezegende var olmasını da etkileyecek. Bu yüzden bankacılık kariyerimi bitirdikten sonra ekolojik konularda çalışmalar yaparak toplumda bir farkındalık uyandırmayı kendime bir misyon edindim."
Bankacılıktan yazarlığa olan serüveninde yazar olmanın kendisine büyük motive sağladığına dikkat çeken yazar şöyle devam etti:
“Edebiyat toplumların dönüşümü ve bilinçlendirilmesinde güçlü bir araç. Özellikle kurgusal metinler içinde serpiştirilmiş bilgiler bilimsel eserlere göre hem daha akılda kalıcı oluyor hem de daha geniş kitlelere ulaşıyor. İlk roman denemem 2013 yılında piyasaya çıkan “Son Pars” adlı kitabım oldu. Soyu tükenmekte olan Anadolu parsı ile ilgili gazete ve dergilerden topladığım bilgilerle bir arşiv oluşturmuştum. Bunları da kullanarak ekolojik roman türünde bir kitap yazdım. Şunu da fark ettim ki modern edebiyatımızda bu konularla ilgili büyük bir boşluk var. Kitabımın kapağında ekolojik roman ibaresi var. Kitabım insan merkezci bir bakış açısıyla değil doğa merkezci bir bakış açısıyla konuya yaklaşmıştır. Bu kitabın ardından Kars-Sarıkamış yöresinde yaşan bir kurt sürüsünün yok oluş öyküsünü kurtların gözünden anlatan “Son Kurtlar” adlı kitabım 2015 yılında yayımlandı. Ülkemizin ve dünyanın ene önemli sulak alanlarından olan Amik Gölü’nü yok edilişini tarihsel bir fon çerçevesinde anlatan “Ve Bir Göl Vardı Bir Zamanlar : Amik Gölünün Yok Edilişinin Öyküsü” adlı eserim de 2018 yılında piyasaya çıktı. Bu kitap dünyada bir göl üzerine yazılan ilk roman olma özelliğini de taşımaktadır.
Peki yazar olmak sizin için ne ifade ediyor?
Bence yazar olmak bir okuyucu kitlesiyle bağlantı kurmak, bir sinerji yakalamak demek. Yazar ve okur karşılıklı bir ilişki içinde bir tür ekosistem gibi hareket eder. Yazarlık aynı zamanda şu kısa ömrümüzde geleceğe bir iz bırakmanın aracıdır bence."
Aytekin, yazarın toplumsal bir sorumluluğunun olup olmadığı konusuna farklı bir bakış açısı getirdi ve şöyle devam ett:
"Bu biraz da bir zamanlar çok tartışılan sanat sanat için mi? Yoksa toplum için mi yapılmalı konusunu hatırlatıyor. İster kurgusal alanda yazsın ister başka dallarda yazsın bence yazarın bir misyonu olmalı. Rachel Carson’un 1962 yılında yazdığı “Sessiz Bahar” adlı çevre bilim kitabı öyle büyük etki yarattı ki kimya endüstrisinin bütün muhalefetine rağmen DDT ve bazı tarım zehirlerinin dünya çapında yasaklanmasına yol açtı. Ayrıca modern çevreci hareketlerin bu kitap sonrasında başladığı da söylenmektedir.
"Ekoloji gezegenimizde yaşayan tüm canlıların yaşamsal fonksiyonlarını ve çevresel faktörleri inceleyen bir bilim dalıdır. Önceleri biyoloji biliminin bir alt dalı olan ekoloji günümüzde sosyal bilimler de dahil olmak üzere birçok bilim dalıyla ilişkilendirilmektedir. Bugün şunu görüyoruz ki bütün canlı ve cansız varlıklar sürekli bir etkileşim halinde. Doğada hiçbir şey tek başına var olmuyor. Çevresel sorunların çözümüne ve biyoçeşitliliğin korunmasında ekoloji hayati bir öneme sahip."
"Her nesli tükenen canlı küresel ekosistemde kara delik gibi bir boşluk oluşturur. Bu kara delikler büyüyerek eninde sonunda insanın yok oluşunu da beraberinde getirir. Binlerce yılda evrimleşmiş canlıları her ne sebeple olursa olsun yok etmek aslında kendimizin de yok oluşu demektir. Ben bu yok oluşlara dikkat çekmek için yazıyorum. Yani bir ölçüde sessizlerin sesi olmaya çalışıyorum."
"Son Pars adlı kitabımda Toroslarda bir kanyonda ömrünün son demlerini yaşayan bir parsla kanyon geçişi yapmak için buraya gelen Ali hoca adlı bir bilim insanının başkanlığında bir grup üniversiteli doğa sporcusu gencin bir günlük hikayesini anlatıyorum. İki yalnız varlık olan Ali hoca ve parsın geçmişini geri dönüşlerle vermeye çalıştım. Son Kurtlar adlı eserimde ise Araz adlı bir kurt yavrusunun gözünden kurtlar ve insanlar arasındaki ilişkiyi, kurtların ekosistemdeki yerini, diğer hayvanlarla ilişkilerini vermekteyim. Ve Bir Göl Vardı Bir Zamanlar adlı kitabım ise fonda Amik Gölünün olduğu bir tarihsel roman niteliğinde. Hatay’ın Fransız yönetimde olduğu dönemden 2000’li yıllara uzanan bir dönemi anlatıyorum. İnsan kahramanların yan ısıra hayvan kahramanların, Hızır gibi bölgede çok saygı gösterilen gerçek üstü kahramanları da içeren, dönem içindeki birçok tarihsel olaya da gönderme yapan bir kitap bu."
"Eserlerimi geleneksel edebiyat türlerinden farklı olarak insan merkezci değil doğa merkezci bir bakış açısıyla yazıyorum. İnsanın da doğada diğer canlılar gibi bir canlı olduğu, hiçbir üstün yanının olmadığını, aynı gezegeni paylaştığı diğer canlıların yaşamına saygı göstermesi gerektiğini vurgulamaya çalışıyorum."
"Herkes şunu anlamalı ki ekolojik dengelerin bozulması insanı da etkileyecektir ve etkilemektedir. Bu dünyada sadece biz yaşamıyoruz. Birçok canlıyla bu gezegeni paylaşıyoruz. Onların yaşam hakkına saygı göstermemiz gerekir. Bugünkü hakim medeniyetimiz insan merkezcidir. Bu medeniyet anlayışında insan kendini bütün canlıların üzerinde ve dünyanın hakimi olarak görür. Bu da insana bütün doğal kaynakları ve canlıları kendi istekleri için ölçüsüz kullanma hakkını verir. Öncelikle bakış açımızı değiştirmemiz doğa merkezci bir bakış açısını benimsememiz gerekir. Ülkemiz neredeyse bir kıta kadar bitki ve hayvan çeşitliliğine sahip ama büyük bir hızla biyoçeşitliliğimizi kaybediyoruz. Bunu engellemek için devlete de büyük sorumluklar düşüyor. Her şeyden önce habitatın korunduğu, insan etkisinin minimum seviyede olduğu korunma alanları ve milli parklar oluşturulmalıdır. Ülkemiz topraklarını kemiren, binlerce dönüm araziyi yaşanmaz hale getiren vahşi madenciliğe artık dur denmesi gerekir. Bir yaban hayatı politikası oluşturulmalı, kara ve su avcılığı doğanın kendisini toparlaması açısından bir süreliğine yasaklanmalıdır. Yasaklar çok sıkı bir şekilde kontrol edilmelidir. Otoyollarda her yıl binlerce yaban hayvanı telef olmaktadır. Bunu önlem için doğal yaşam köprüleri ve tünelleri oluşturulmalıdır. Ormanlık alanlar doğal yaşam koridorlarıyla birbirine bağlanmalıdır. Hava, su, toprak kirliliğine karşı önlemler alınmalıdır. Geniş alanlarda tek ürün yetiştiren, suni gübre ve tarım zehirlerinin bolca kullanıldığı modern tarım yöntemleri yerine yaban hayatına da yaşama alanı sağlayan doğal ve organik tarım uygulamalarına geçilmelidir. Komşu ülkelerle işbirliği yapılarak nesli tehlikede olan türlerin ya da tamamen tükenmiş türlerin ülkemiz ekosistemlerine aşılanması sağlanmalıdır. Okullarda, üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında, kamu ve özel sektör kuruluşlarında bu konularda eğitim verilmelidir. Doğa sevgisinin oluşturulmasında önemli bir rolü olan edebiyat, tiyatro, sinema gibi kültürel etkinlikler devletçe desteklenmelidir. Kırsal araziye bırakılan ve yaban hayatına büyük zarar veren başıboş köpek sorununa çözüm getirilmelidir."




