Sigortası bulunan bir kişi, oluşabilecek zararın tamamını kendi cebinden ödemeyeceğini bildiğinde daha dikkatsiz davranabiliyor. Ekonomide moral hazard kavramı da benzer bir davranış değişikliğini anlatıyor.
Riskin Maliyeti Değişiyor
Bir kararın kazancı karar verene, zararı ise başka bir tarafa ait olduğunda risk alma isteği artabiliyor. Sigorta şirketleri bu yüzden poliçelerde muafiyet ve prim gibi uygulamalara yer veriyor. Kişinin zararın bir bölümünü kendisinin karşılaması, daha dikkatli davranması için bir teşvik oluşturuyor.
Bankalar da Bu Riski Taşıyor
Moral hazard finans piyasalarında daha büyük sonuçlara yol açabiliyor. Borç alan bir şirket, yatırım başarılı olduğunda kazancın büyük bölümünü elde ederken başarısızlık halinde zararın önemli kısmını kredi verene bırakabiliyorsa daha riskli bir projeye yönelebiliyor.
Bankalar bu ihtimali azaltmak için kredi verdikleri şirketleri ve projeleri incelemek, belirli şartlar koymak ve borcun kullanımını takip etmek zorunda kalabiliyor.
Kurtarma Beklentisi Risk Getirebiliyor
Sorun yalnızca şirketlerle de sınırlı değil. Büyük bir finans kuruluşunun zor durumda kaldığında devlet tarafından kurtarılacağı düşüncesi, daha önce alınmayacak bazı risklerin alınmasına yol açabiliyor. Ekonomistler bu durumu uzun süredir tartışıyor. Özellikle finansal destek ve mevduat güvencesi gibi mekanizmaların, sistemi korurken risk alma davranışını da değiştirebilmesi üzerinde duruluyor.
Amaç Riski Yok Etmek Değil
Moral hazard tamamen ortadan kaldırılabilecek bir sorun olarak görülmüyor. Sigorta veya finansal güvence sağlamak ekonomik sistem için gerekli olabiliyor. Asıl mesele, güvence verilirken risk alan tarafın bütün sorumluluğu üzerinden atmasının önüne geçmek.
Bu yüzden sigortada muafiyet ve risk bazlı primler, bankacılıkta sermaye şartları ve denetimler gibi uygulamalar kullanılıyor. Kazanç başkasına, zarar başkasına bırakıldığında riskin büyümesi moral hazardın ekonomideki en temel etkisini oluşturuyor.





