Bağırsak sağlığını doğrudan etkileyen ve kronik bir süreç izleyen ülseratif kolit, yaşam boyu süren hassas bir dengeyi beraberinde getirir. Kalın bağırsağın iç yüzeyinde oluşan iltihaplı yaralarla kendini gösteren bu hastalık, dönem dönem sessizliğe bürünse de bazen beklenmedik anlarda alevlenebilmektedir. Hastaların yaşam kalitesini koruması için en kritik aşama isebu alevlenmeleri başlatan faktörleri tanımak ve vücudun verdiği imdat sinyallerini erkenden fark etmektir.
Ülseratif Kolit Nedir?
Ülseratif kolit, kalın bağırsak ve rektumu hedef alan iltihaplı bir bağırsak rahatsızlığıdır. Hastalık genellikle remisyon denilen iyilik halleri ile atak adı verilen aktifleşme dönemleri arasında dalgalı bir seyir izler.
Hastalığın ne kadar alanı etkilediği ve yaraların derinliği, durumun hafif, orta veya şiddetli olarak sınıflandırılmasını sağlar.
Tedavideki temel hedef, bağışıklık sisteminin bağırsaklara yönelik hatalı saldırısını durdurarak hastayı mümkün olan en uzun süre remisyonda tutmaktır.
Atak Döneminde Vücut Nasıl Sinyal Verir?
Hastalığın aktifleştiği atak dönemleri, bağırsak iç yüzeyindeki iltihabın artmasıyla birlikte bazı belirgin işaretler verir. Bu belirtileri şu şekilde takip etmek mümkündür:
· Alt karın bölgesinde yoğunlaşan, özellikle yemeklerden sonra veya tuvalet öncesinde artış gösteren keskin karın ağrıları
· Gün içinde 6 dan fazla gerçekleşen, sulu, yumuşak ve çoğu zaman kan veya mukus içeren bağırsak hareketleri
· Vücudun iltihapla mücadelesi sonucu ortaya çıkan hafif ateş ve sürekli devam eden halsizlik hali
· İştahın kesilmesi ve besinlerin bağırsaktan yeterince emilememesi nedeniyle hızla gelişen kilo kaybı
Ülseratif Kolit Atağını Tetikleyen 10 Temel Faktör
Hastalığın sakin seyrini bozarak alevlenmeye neden olan dış ve iç etkenler, hastadan hastaya değişse de genel olarak şu başlıklar altında toplanır:
· Yoğun stres altında kalmak ve kronikleşen duygusal baskılar
· Bilinçsizce kullanılan ibuprofen ve aspirin gibi nonsteroid antienflamatuar ilaçlar
· Bağırsak yüzeyini yoran aşırı yağlı, baharatlı veya yüksek lifli gıdalar
· Antibiyotik kullanımı sonrasında bağırsaklardaki yararlı bakteri dengesinin bozulması
· Başta süt ürünleri ve gluten olmak üzere kişiye özel gelişen gıda intoleransları
· Sigara ve alkol tüketimi gibi zararlı alışkanlıkların sürdürülmesi
· Bağırsak florasını doğrudan etkileyen viral veya bakteriyel enfeksiyonlar
· Uyku düzeninin bozulması ve vücudu aşırı yoran fiziksel aktiviteler
· Kadınlarda adet dönemi öncesinde yaşanan hormonal dalgalanmalar.
· Mevsim geçişlerinde görülen ani hava değişimleri ve iklim farklılıkları.
Atak Başladığında Uygulanacak İlk Adımlar
Semptomların başladığı fark edildiğinde paniğe kapılmadan durumun şiddeti gözlemlenmelidir.
Hekim tarafından daha önce reçete edilen ilaçlara ara verilmeden devam edilmeli, ancak doz artırımı gibi kararlar kesinlikle tek başına alınmamalıdır.
Vücudun su ve elektrolit dengesini korumak için sıvı tüketimi artırılmalı, bağırsakları yormayan düşük lifli gıdalara yönelmelidir.
Şikayetlerin hızla arttığı veya yoğun kanamanın görüldüğü durumlarda vakit kaybetmeden tıbbi destek alınmalıdır.
Evde Uygulanabilecek Destekleyici Önlemler
Tıbbi tedaviye ek olarak ev ortamında alınacak basit önlemler rahatlama sağlayabilir.
Sindirimi kolay olan beyaz pirinç, haşlanmış patates ve muz gibi posasız besinler tercih edilmelidir. Öğün sayısını artırıp porsiyonları küçültmek sindirim sistemine binen yükü hafifletir.
Tahriş edici olan kafeinli içeceklerden uzak durulmalı ve vücudun kendini onarması için bolca dinlenilmelidir.
Ayrıca ılık su torbası ile karın masajı yapmak ve stres seviyesini düşüren nefes egzersizlerine vakit ayırmak, kramplarla baş etmede yardımcı olabilir.





