Bilim dünyasında devrim niteliğinde sayılan pek çok buluş, teori veya matematiksel formül, günümüzde genellikle onları insanlığa tanıtan popüler bilim insanlarının isimleriyle anılıyor. Buna karşın istatistik profesörü Stephen Stigler tarafından geliştirilen "Stigler'ın İsimlendirme Yasası" bu durumun arkasındaki büyük bir tarihsel çarpıklığa işaret etmektedir. Bu yasaya göre tarihteki hiçbir bilimsel keşif o keşfi esas ilk yapan kişinin adını taşımamaktadır. Bilim sosyolojisinin en önemli kurallarından biri olarak değerlendirilen bu iddia, insanlığın ortak mirası olan buluşların arkasındaki gizli kahramanları ve unutulan esas kaşifleri yeniden gündeme çıkarmaktadır.
Stigler yasasının doğruluğunu ortaya çıkaran en somut örnekler günlük yaşamda ve akademik kaynaklarda çoğunlukla kullanılan formüllerde kendisini göstermektedir. Örneğin matematik dünyasının en başat kurallarından biri olan Pisagor teoremi, Pisagor'un doğumundan yüzyıllar önce Babilli matematikçilerce tabletlere işlenmiş olarak kullanılıyordu. Benzer biçimde, olasılık teorisinde önemli yer kaplayan Pascal üçgeni de Fransız matematikçi Blaise Pascal'dan çok daha önce Ömer Hayyam ve Çinli bilim insanları tarafından kullanılıyordu.
Bilimsel keşiflerin gerçek kaşiflerinin yerine daha sonraki isimlerle anılmasının ardında sosyolojik ve psikolojik pek çok etken yer almaktadır. Bir buluşun geniş kitlelere erişmesi, dönemin iletişim olanaklarına ve keşfi yapan kişinin akademik çevrelerdeki nüfuzuna doğrudan bağlıdır. Daha ünlü, saygın veya büyük kurumlarda görev alan bilim insanları, geçmişte yapılmış olan bir çalışmayı geliştirip yayınladıklarında icat tamamen onların isimleriyle markalaşmaktadır.



