Gözlerimizin ışık almayan karanlık bir ortama alışması, aslında vücudumuzun içinde bulunan otomatik bir ayar sistemine bağlıdır.
Gözümüzün tam ortasında bulunan siyah yuvarlak kısım, ışığın içeri girmesini sağlayan bir pencere görevi görür. Aydınlık bir ortamdayken gözümüz çok fazla ışığı içeri alıp bizi rahatsız etmemek için o pencereyi küçültür. Karanlık bir yerde ise tam tersi, etraftaki az ışık miktarını toplayabilmek için gözümüz bu pencereyi kocaman açarak büyütür. Bu durum odamızın daha fazla güneş alması için perdeleri sonuna kadar açmamıza benzer.
Gizli Kahramanlar Görev Başında
Gözümüzün hemen arka kısmında ışığı algılamamıza yardım eden milyonlarca küçük hücre bulunur. Bu hücreler iki ayrı gruba ayrılır. Renk hücreleri, ışık varken renkleri görmemizi sağlar. Karanlık ortamlarda hemen uyku moduna geçer. Gece hücreleri ise karanlık ortamlarda ortaya çıkar. Renkleri göremedikleri gibi ışığa karşı da çok hassastırlar. Karanlık bastırdığı zaman hemen uykularından uyanırlar.
Gece Görüş Boyası
Karanlık bir ortama maruz kaldığımız zaman, gece hücrelerinin içinde rodopsin adı verilen özel bir madde birikmeye başlar. Işık varken bu madde parçalanarak yok olur. Karanlık bir ortama girdiğimizde ise vücudumuz bu maddeyi yeniden üretir. Bu madde çoğaldıkça karanlıkta görmediğimiz eşyaları yavaş yavaş görmeye başlarız.
Rodopsin maddesinin yeniden üretilmesi biraz zaman alır. İlk beş dakika göz bebeğimiz büyüdüğü için biraz rahat hareket edebiliriz. Gerçek bir netlik için ise gözlerimiz için yaklaşık otuz dakika gerekir. Eğer tam karanlığa alıştığımız zaman biri ışığı açarsa, biriken bütün maddeler anında parçalanır. Bu sebeple gözleriniz kamaşır. Bu döngü her seferinde aynı şekilde tekrarlanır.



