BBC Science Focus’a açıklamalarda bulunan araştırmanın başyazarı ve Stanford Üniversitesi Çevresel Sosyal Bilimler Profesörü Marshall Burke, araştırmanın belirli emisyonları ekonomik sonuçlarıyla ilişkilendirmenin bir yolunu bulmayı amaçladığını belirtti.

Artan Maliyetler Euro Bölgesi'nde Büyümeyi Yavaşlattı
Artan Maliyetler Euro Bölgesi'nde Büyümeyi Yavaşlattı
İçeriği Görüntüle

1990 ile 2020 yılları arasındaki verileri kapsayan araştırma neticesinde ABD’nin 1990’dan bu yana en büyük sera gazı salıcısı olarak küresel çapta 10,2 trilyon dolarlık zararı olduğu tespit edildi. Buna karşın ABD, iklim çöküşü nedeniyle 16,2 trilyon dolarlık doğrudan kayıpla en ağır finansal darbeyi alan ülke konumunda. Prof. Burke, ABD'nin sebep olduğundan daha fazla zarara uğramasını, ülke ekonomisinin küresel emisyonlardaki payına kıyasla nispeten çok daha büyük bir yapıya sahip olmasıyla açıklıyor.

Araştırmacılar, tek bir ülkenin emisyonlarının küresel ölçekte yol açtığı zincirleme zararları da hesapladı. ABD kaynaklı emisyonlarının 1,4 triyon dolar ile Avrupa Birliği, 500 milyar dolar ile Hindistan ve 330 milyar dolar ile Brezilya’ya maliyet yarattığı tahmin ediliyor.

Küresel Bilanço

Çalışmaya göre Avrupa Birliği, ABD'nin ardından 6,4 trilyon dolarlık zararla en büyük ekonomik darbeye maruz kalan ikinci bölge oldu. Çalışmada, AB'nin 6,42 trilyon dolarlık iklim hasarına neden olarak 8,7 trilyon dolarlık zarara yol açan Çin'in ardından dünyanın en büyük üçüncü emisyon kaynağı konumunda bulunduğu kaydedildi. Birleşik Krallık ise 1,1 trilyon dolarlık zarara neden olurken, 880 milyar dolarlık ekonomik kayıp yaşadı.

Bu tabloya bakacak olduğumuzda, ABD ekonomisi on yıllardır yüksek sanayi üretimi, yoğun enerji tüketimi ve fosil yakıta dayalı büyüme modeliyle küresel zenginliğin zirvesine yerleşti. Ancak bu büyüme stratejisinin çevresel maliyetlerini bilançoya dahil etmemek, uzun vadede bizzat o devasa ekonominin kendi bacağını vurmasıyla sonuçlandı.

Muhabir: Ceyda BOZDAĞ