Geçmişten günümüze sesin ve ritmin insan sağlığı üzerindeki mucizevi etkileri, Anadolu topraklarında bir tedavi ekolü olarak yaşatıldı. Selçuklu ve Osmanlı’nın derin tıp kültüründe müzik, sadece eğlence aracı değil şifahanelerin en güçlü ilaçlarından biriydi. Avrupa’da akıl hastalarının ağır şartlara maruz kaldığı dönemlerde Osmanlı coğrafyasında su sesi ve makamlarla ruhlar teskin ediliyordu. Peki, yüzyıllar öncesinden gelen bu geleneksel yöntemde hangi melodi hangi derde derman oluyordu? İşte tarihin tozlu sayfalarından günümüze ışık tutan sesle tedavi sanatı ve makamların bilinmeyen etkileri…
Antik Çağdan Osmanlıya Uzanan Şifa Köprüsü
Anadolu medeniyetleri, müziği ruhsal ve bedensel sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak gördü. Bergama Asklepieion gibi antik şifahanelerde temelleri atılan bu yöntem, Frigyalıların flütle tedavi teknikleriyle daha da somutlaştı.
Orta Çağ’da gelişen bu birikim, Osmanlı döneminde zirve noktasına ulaşırken saray çevresinde ve darüşşifalarda müzik terapisi, uzmanlık gerektiren profesyonel bir tıp dalı haline geldi.
Avrupa'nın Örneği Osmanlı Darüşşifaları
1488 yılında açılan Edirne Sultan Bayezid Darüşşifası, tıp tarihine damga vuran uygulamaların merkezi oldu ve o devirde Avrupa'da akıl sağlığı bozulmuş kişilere hayvandan daha kötü muamele edilirken, Türkler bu hastaları müzikle iyileştiriyordu.
Modern psikiyatrinin temellerini atan Dr. Kraft Ebing, Avrupa’nın akıl hastalarını tedavi etmeyi Türklerden öğrendiğini açıkça ifade etmektedir.
Bununla birlikte Osmanlı’da inşa edilen ve sadece akıl hastalarına özel olan hastaneler, dünyadaki ilk örnekler olarak da tarihe geçmiştir.
Nabza Göre Makam Seçimi Nasıl Yapılırdı?
Şifahanelerde tedavi süreci oldukça hassas dengeler üzerine kuruluydu. Ortadaki şadırvandan akan suyun çıkardığı doğal ritim, hastayı terapiye hazırlayan ilk adımdı.
Ardından hekimbaşı tedaviye başlamadan önce hastaya farklı makamlar dinletir ve kalp atış hızındaki değişimleri gözlemlerdi.
Kişinin nabız değerine göre en uygun melodiler seçilir, benzer şikayetleri olanlar için haftalık konser programları hazırlanırdı ve bu sayede hem zihinsel huzur sağlanır hem de fiziksel direnç artırılırdı.
Ruhun ve Bedenin İlacı Olan Özel Makamlar
Geleneksel tıp anlayışında her makamın vücuttaki farklı bir bölgeye veya hastalığa etki ettiği kabul ediliyordu. İşte o dönemde uygulanan makam reçeteleri şunlardı:
Baş ve Eklem Ağrıları İçin Ritmin Gücü
Rehavi makamı, özellikle çocuklarda görülen baş ağrıları ve burun kanamaları için en çok başvurulan yöntemlerden biriydi.
Sırt ve eklem ağrılarından şikayet edenler için Zirevkent makamı dinletilirken, kulunç ve bel ağrılarında Buselik makamının yatıştırıcı etkisinden yararlanılıyordu.
Yetişkin erkeklerde sık rastlanan ayak ağrıları için ise Uşşak makamı tavsiye ediliyordu.
Zihinsel Gelişim ve Ruhsal Arınma Makamları
İsfahan makamı, zihin açıcı özelliğiyle zekayı artırmak ve hafızayı tazelemek isteyenler için kullanılıyordu.
Korku ve vesvese gibi ruhsal bunalımlarda, ateşli hastalıklarla birlikte zihni temizleyen Büzürk makamı devreye giriyordu.
Irak makamı ise daha çok dar mizaçlı ve afakan sorunu yaşayan kişileri rahatlatmak amacıyla tercih ediliyordu.
Organlara Göre Müzikal Reçeteler
Kalp hastalıkları için Zengule makamı şifa aracı görülürken, karaciğer ve mide rahatsızlıklarında Hüseyni makamının beden ısısını düşürücü etkisine güveniliyordu.
Neva makamı özellikle kadın hastalıklarında ve kalça ağrılarında kullanılırken, Hicaz makamı idrar yolları sorunları yaşayan çocukların tedavisinde önemli bir rol oynuyordu.
Rast makamı ise felç ve havale gibi ağır durumlarda destekleyici bir güç olarak şifahanelerde yankılanıyordu.




