Osmanlı yönetimindeki Yemen'de yaygınlaşan kahve, Vali Özdemir Paşa ile birlikte İstanbul'a getirildi.
1554 yılında İstanbul’un Tahtakale mahallesinde açılan ilk kahvehane, kısa zamanda şehrin en çok ziyaret edilen noktası oldu.
O zamanlarda bu tür kahvehaneler şiirlerin ve oyunların yanı sıra siyasetin de konuşulduğu mekanlara dönüştü.
Yönetime karşı fikirlerin buralarda doğup yayılması, devlet müdahalesine neden oldu.
Siyasetten Dini Yasaklara
Kahvehanelerde devletin arkasından yapılan konuşmaların artması üzerine, dini kurallar bahane edilerek kahve haram ilan edilip yasaklandı.
Halkın bu eşsiz lezzete karşı olan yoğun ilgisi sebebiyle bir süre sonra kurallar gevşetildi.
Ancak 1633 yılında tahta çıkan 4. Murat dönemi çok daha sert geçti.
Osmanlı'nın en disiplinli padişahı olarak tanınan 4. Murat; tütün, içki ve fal ile birlikte kahveyi de kesin olarak yasakladı.
İdam Cezaları
İstanbul’da meydana gelen büyük yangından sonra denetimler en üst seviyeye çıkarılarak kahvehaneler yıkıldı.
Yasağa uymayanların idam edildiği bu zamanda bile halk kahvenin o eşsiz lezzetinden vazgeçemedi.
Halk ağır cezalara rağmen evlerinde gizli gizli kahve yapmaya devam etti.
Bu gizli direniş, 4. Mehmet döneminde yasağın tamamen kaldırılmasıyla sonuçlandı.
Osmanlı’dan Avrupa'ya
Yasakların ortandan kalkmasıyla Osmanlı kültürünün ayrılmaz bir parçası olan kahve, 1669’da dünyaya açıldı.
Görev nedeniyle Paris’e giden Osmanlı elçisi Süleyman Ağa, yanında götürdüğü kahve çuvallarıyla bu kültürü Fransa’ya taşıdı.
Bir zamanlar içilmesi idamla cezalandırılan kahve, böylece küresel bir mirasa dönüştü.




