Cengiz Ural'ın 17 Ağustos 2026 tarihli yazısı: Ankara’nın Gücü Var, Ortak Yönü Eksik
Ankara, Türkiye’nin yalnızca yönetim merkezi değildir. Savunma ve havacılık sanayisinin, üniversitelerin, teknoparkların, sağlık kuruluşlarının, organize sanayi bölgelerinin ve diplomatik temsilciliklerin yoğunlaştığı güçlü bir üretim merkezidir. Ancak şehir, sahip olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel kapasiteyi ortak bir kalkınma modeline dönüştüremiyor.
Bugün Ankara’nın en temel sorunu kaynak eksikliği değil; kaynaklarının birbirinden kopuk kullanılmasıdır. Üniversitelerde bilgi üretiliyor, teknoparklarda yeni fikirler geliştiriliyor, sanayi bölgelerinde yüksek katma değerli ürünler ortaya çıkıyor. Fakat bu güç şehrin bütün ilçelerine, gençlerine ve sosyal hayatına aynı ölçüde yansımıyor.
Ekonomik kalkınmada Ankara’nın yönü bellidir: Savunma, havacılık, yazılım, sağlık teknolojileri, yapay zekâ, siber güvenlik, enerji ve ileri mühendislik. Savunma sanayisinde oluşan bilgi birikimi tarım, sağlık, afet yönetimi, ulaşım ve çevre teknolojilerine aktarılmalıdır. Ankara’da kurulan girişimlerin başka şehirlere veya ülkelere gitmesini önleyecek güçlü bir yatırım fonu oluşturulmalıdır.
Doğrudan uluslararası uçuşların artırılması da ekonomik kalkınmanın şartıdır. Dünyaya aktarmayla bağlanan bir başkent; yatırım, ihracat, kongre ve turizm yarışında zaman kaybeder.
Kalkınma yalnızca merkez ilçelerden ibaret görülmemelidir. Kalecik bağcılık ve şarap turizmiyle, Beypazarı tarih ve gastronomiyle, Nallıhan doğa turizmiyle, Kızılcahamam ve Haymana termal sağlıkla, Polatlı ise tarım teknolojileri ve Gordion’la geliştirilmelidir. Her ilçe için kendi potansiyeline dayanan ayrı bir ekonomik kimlik oluşturulmalıdır.
Sosyal kalkınma ise yardım dağıtmanın ötesine geçmelidir. Gençlere yabancı dil, teknoloji ve mesleki beceri kazandırılmalı; kadınların çalışma hayatına katılımı kreşler, güvenli ulaşım ve girişimcilik destekleriyle güçlendirilmelidir. Üniversite mezunlarını şehirde tutacak iş, konut, kültür ve yaşam imkânları birlikte düşünülmelidir.
Kültürel yükseliş için Ankara’nın tek seferlik etkinliklere değil, kalıcı uluslararası markalara ihtiyacı vardır. Başkent Kültür Forumu, Tasarım Bienali, Dünya Başkentleri Film Festivali, Uluslararası Anadolu Gastronomi Zirvesi ve Büyükelçilikler Kültür Sezonu gibi organizasyonlar düzenli hâle getirilmelidir.
Ankara’nın Cumhuriyet mirası, müzeleri, tiyatroları, opera ve senfoni geleneği, gastronomisi ve diplomatik kimliği güçlü bir kültür ekonomisine dönüştürülmelidir. Ulus’tan Cumhuriyet dönemi yapılarına uzanan tarihî hafıza korunmalı; çağdaş sanat, tasarım ve yaratıcı sektörlerle buluşturulmalıdır.
Ankara’nın İstanbul’a benzemesi gerekmiyor. Ankara’nın gücü; devlet aklını, üniversite bilgisini, mühendislik kabiliyetini, Cumhuriyet hafızasını ve Anadolu kültürünü aynı şehirde buluşturabilmesidir.
Büyük şehir olmak nüfus meselesidir. Büyük başkent olmak ise yön duygusu meselesidir. Ankara artık yalnızca Türkiye’nin yönetildiği şehir değil, Türkiye’nin geleceğinin tasarlandığı şehir olmalıdır.