Beethoven, insanlık tarihinin en büyük bestecilerinden biri olarak bilinmektedir. Onu diğer sanatçılardan farklı kılan durum ise işitme duyusunu büyük oranda yitirmesine karşın müziği bırakmayarak, beste yapmaya devam etmesidir.
Beethoven, 20’li yaşlarının sonlarında doğru duyma problemleri yaşamaya başlamış, 40 yaşına geldiğinde ise neredeyse tamamen sağır duruma gelmiştir. Yine de yaşamış olduğu bu durum, onun müziğe olan ilgisini etkilemeyerek, yaratıcılığına engel olamamıştır.
Beethoven’ın çocukluk dönemlerinden edindiği detaylı müzik bilgisi ve gelişmiş armoni anlayışı, zihnindeki sesleri duyuyormuş gibi hissetmesine neden oluyordu. Gerçek sesleri algılamada zorluk yaşasa da, zihninde tüm orkestrayı canlandırarak bestelerini oluşturabiliyordu.
Ayrıca Beethoven, titreşimler aracılığıyla piyanoda çalmaya devam etmiştir. Beethoven ile ilgili en ilginç söylentilerden biri ise piyanoya yanağını ya da çenesini dayayarak notaların titreşimlerini takip ettiği ve böylelikle hangi notayı çaldığını fiziksel olarak algılayabildiği bilgisidir.
Bu muhteşem yeteneği, Beethoven’ın 9. Senfoni gibi başyapıtlarını tümüyle işitme kaybı yaşadığı süreçte bestelemesine olanak sağlamıştır. Eserin prömiyerinde, orkestra onun çaldıklarını takip edebilmek için omzuna dokunmak durumunda kalmıştır çünkü bu dönemde Beethoven, seyircilerin alkışlarını dahi duyamamaktadır.
Beethoven’ın öyküsü, geçirmiş olduğu işitme kaybına karşın, zihninde ve iç dünyasında müziği yaşatmaya devam ettiğini göstermektedir.




