Konut fiyatlarının yükselmesi, yaşam maliyetlerinin artması ve emeklilik için yeterli birikim yapmanın zorlaşması gibi olgular, geleceğe yönelik umutsuzluğu artırabiliyor. Yıllarca para biriktirseler dahi hayallerine erişemeyeceğine inanan kişiler, tasarruf etmek yerine daha fazla harcama yapmayı tercih edebiliyorlar. Üstelik bunda aşırıya kaçtıkları da olabiliyor.
“Nasıl Olsa Yetmeyecek” Düşüncesi
Doom spending davranışının arkasında çoğu zaman finansal umutsuzluk bulunuyor. “Nasıl olsa yetmeyecek” hissi, uzun vadeli birikim yapma isteğini azaltırken seyahat, restoran, elektronik ürünler veya hobiler gibi harcamaları daha cazip hâle getirebiliyor.
Üstelik bu davranış için büyük harcamalar yapılması gerekmiyor. Pahalı kahveler, kozmetik ürünleri, kısa tatiller veya dijital abonelikler de doom spending kapsamında değerlendirilebilir.
Burada belirleyici olan harcamanın miktarından ziyade neden yapıldığı. Tüketim, geleceğe ilişkin kaygıyı kısa süreliğine azaltan bir rahatlama aracına dönüşebiliyor.
Sosyal Medya Etkisi
Sosyal medya da doom spending davranışını güçlendirebiliyor. Kullanıcılar sürekli başkalarının seyahatlerini, restoran deneyimlerini ve alışverişlerini görüyor. Bu içerikler iktisadi kaygının yanında “Hayatı ıskalıyorum” hissini de tetikleyebiliyor.
Böylece kişi hem geleceğin belirsiz olduğunu düşünüyor hem de çevresindeki insanların hayatı deneyimlediğini görüyor. Sonuçta “Ben neden bekliyorum” sorusuyla harekete geçebiliyor.
Analizlerde Psikolojik Unsurlar da Dikkate Alınmalı
Uzun vadeli hedeflerin erişilmez olduğunu düşünen tüketiciler için bugün yapılan bir harcama, gelecekte elde edilmesi şüpheli görülen kazançtan çok daha tatmin edici olabiliyor. Yani söz konusu düşünceye ve tüketim alışkanlığına sahip olan bireylerin anlaşılabilmesi için yalnızca ekonomik değil, psikolojik unsurlara da bakmak gerekiyor.





