Müzelerin ve antik kentlerin sessiz tanıkları olan bembeyaz mermer figürler, yüzyıllardır asalet ve sadeliğin simgesi olarak kabul ediliyor. Antik Yunan ve Roma uygarlıklarından miras kalan bu eserlerin neden hep beyaz olduğunu, mermerin doğal renginin ötesinde bir anlam taşıyıp taşımadığını hiç düşündünüz mü? Çoğumuz için bu beyazlık bir tercih ya da dönemin estetik anlayışı gibi görünse de gerçekler oldukça farklı bir tablo çiziyor. Arkeolojik buluntuların gün ışığına çıkış hikayesinden teknolojik incelemelerin sunduğu gizli verilere kadar pek çok detay, aslında binlerce yıldır yanlış bir algıya sahip olduğumuzu kanıtlıyor. Tarihin bu en büyük paradokslarından birine daha yakından bakmak, sadece bir sanat tarihini değil, insanlık hafızasının nasıl şekillendiğini de anlamamıza yardımcı oluyor.

Mühendislik Devi ALTER 50. Yılını Ankara’da Özel Bir Geceyle Kutladı
Mühendislik Devi ALTER 50. Yılını Ankara’da Özel Bir Geceyle Kutladı
İçeriği Görüntüle

Antik Heykeller Aslında Beyaz Değildi

Gözlerimizi kapattığımızda hayal ettiğimiz o klasik beyaz heykeller, aslında ilk yapıldıkları dönemde bugünkünden çok daha farklı bir görünüme sahipti.

Yapılan bilimsel araştırmalar ve ultraviyole ışık altında gerçekleştirilen titiz incelemeler, Antik Yunan ve Roma dönemine ait heykellerin sanılanın aksine son derece canlı ve parlak renklerle bezeli olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün gördüğümüz çıplak mermer yüzeyler, aslında binlerce yıl boyunca doğa koşullarına maruz kalan, aşınan ve dökülen boyaların ardında bıraktığı boşluktan başka bir şey değil.

Zamanın acımasız etkisi, heykellerin üzerindeki o gösterişli katmanı silerek bizlere sadece taşın saf halini ulaştırdı.

Polychrome Tekniği ve Sanatçıların İş Birliği

Antik dönemde bir heykelin ortaya çıkış süreci sadece bir heykeltıraşın taşı yontmasıyla son bulmuyordu.

Heykellerin mümkün olduğunca gerçekçi ve hayat dolu görünmesi için heykeltıraşlarla birlikte ressamlar da hummalı bir çalışma yürütüyordu.

Polychrome adı verilen bu heykel yapma ve boyama yöntemi, figürlerin her bir detayının en uygun renklerle vurgulanmasını sağlıyordu.

İnsan figürlerinin ten renklerinden kıyafetlerin desenlerine kadar her detay, bu teknikle hayata geçiriliyordu.

Dolayısıyla bugün müze salonlarında hayranlıkla izlediğimiz beyazlık, antik çağın bir vatandaşı için bitmemiş ya da eksik kalmış bir eserden farksız görülebilirdi.

Beyazlık Algısının Toplumsal Hafızadaki Yeri

Modern toplumların heykelleri neden hala çoğunlukla beyaz yaptığı sorusunun cevabı, tarihin bize sunduğu bir yanılsamada gizlidir.

Arkeolojik kazılar ilk başladığında toprağın altından çıkan eserlerin boyaları çoktan aşınmış olduğu için, bu eserler dünyaya beyaz olarak takdim edildi.

Toplumlar bu görünümü doğru ve ideal kabul ederek kendi sanat üretimlerinde de bu çizgiyi takip ettiler. Atalarımızdan kalan mirası bembeyaz gördüğümüz için, yeni yapılan eserlerde de aynı sadeliği arar hale geldik.

Bu durum, zamanla bir sanat estetiği olmanın ötesine geçerek köklü bir inanışa ve kültürel bir alışkanlığa dönüştü.

Tarihin Gizlediği Renkli Miras

Aslında binlerce yıllık bu heykellerin ilk hallerini hayal etmek, antik dünyayı çok daha farklı bir pencereden görmemizi sağlıyor.

Bugün bir antik kenti ziyaret ettiğimizde karşılaştığımız o tekdüze beyazlık, aslında tarihin bize sunduğu yanlış bir algının sonucudur.

Mermerin sağlamlığı sayesinde günümüze kadar ulaşan bu figürler, üzerlerindeki boya katmanlarını kaybetmiş olsalar da hala o dönemdeki ustalığın izlerini taşıyorlar.

Günümüzde bir heykelin neden beyaz olması gerektiğini sorgulamazken, aslında sadece zamanın aşındırdığı bir mirasın güncel kopyalarını üretmeye devam ettiğimizi unutmamak gerekiyor.

Muhabir: Merve Kesgin