Bilimsel araştırmalar, dünya genelinde yetişkin nüfusun büyük bir kısmının "Sürekli Yorgun Olma" (TATT) sendromundan etkilendiğini ortaya koydu.
Uzmanlar, tıbbi bir hastalık olmaksızın gelişen bu durumun temel nedenlerini zihinsel yük ve biyokimyasal dengesizliklere bağlıyor.
Yapılan güncel çalışmalar, yorgunluğun küresel bir salgın boyutuna ulaştığını kanıtlıyor.
ABD Ulusal Uyku Vakfı’nın verilerine göre nüfusun yüzde 44’ü haftanın yarısını uykulu geçirirken, İngiltere’de her sekiz kişiden biri sürekli bitkin olduğunu ifade ediyor.
Veriler, kadınların erkeklere oranla daha yüksek oranda yorgunluk hissettiğini; bu durumun çocuk sahibi olup olmamaktan bağımsız geliştiğini gösteriyor.
Tıp dünyası yorgunluğu fiziksel, mevsimsel, zihinsel ve duygusal olarak dört ana gruba ayırıyor.
Uzmanlara göre modern insanın temel sorunu, fiziksel efordan ziyade zihinsel ve duygusal yüklerin artmasıdır.
Geçmiş yüzyıllarda güneşle uyanıp fiziksel çalışan insanlara kıyasla, günümüz insanı daha az bedensel güç sarf etmesine rağmen telefon bildirimleri, sürekli bilgi akışı ve yoğun karar verme süreçleri nedeniyle daha fazla zihinsel enerji tüketiyor.
Glutamat ve Adenosin
Yorgunluğun biyolojik mekanizmasında iki temel unsur öne çıkıyor:
Glutamat: Bilgi işleme sırasında beyinde yükselen bu madde, aşırı uyarılma sonucu "beyin sisi" ve konsantrasyon kaybına neden oluyor.
Adenosin: Gün boyu birikerek beynin dinlenme ihtiyacını sinyalleyen bu madde, kahve tüketimiyle baskılanıyor.
Ancak kafein etkisi geçince biriken tüm adenosin bir anda yorgunluk çökmesine yol açıyor.
"Yorgun Ama Uyanık" Sendromu
Sürekli stres maruziyeti sonucu vücutta kortizol seviyesinin yüksek kalması, "yorgun ama uyanık" (tired but wired) durumunu ortaya çıkarıyor.
Bu durumdaki bireyler fiziksel olarak bitkin hissetmelerine rağmen zihinsel alarm hali nedeniyle uykuya dalmakta güçlük çekiyor.




