Ahmet KÖPRÜLÜ'nün 08 Haziran 2023 tarihli yazısı
Yeni döneme Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Rasyonel bir zemine dönme dışında seçenek kalmamıştır” sözleri damgasını vurdu. Şimşek’in uluslararası finans çevrelerinde tanınırlığı destek bulurken, Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak seçilen DPT kökenli, yılları kalkınma planları yapmakla geçen Cevdet Yılmaz’ın ismi de iş ve sermaye çevreleri tarafından “istikrar” unsuru olarak görüldü. Hem Şimşek’in hem de Yılmaz’ın ekonomi geçmişi piyasalarda olumlu bir rüzgarın esmesini sağladı.
Yeni dönemde elbette Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomiye sıcak para girişi ile ilgili operasyonlara yoğunlaşacağı, Cevdet Yılmaz’ın da hem kalkınmaya yönelik planların hazırlanmasında hem de kamu yönetiminin reorganizasyonunda çok önemli görevler üstleneceğini düşünüyorum.
Ancak hem Sayın Yılmaz’ın hem de Sayın Şimşek’in ilk kafa yoracakları sorunun da hayat pahalılığı ve üretim maliyetleri olacaktır. Doğal olarak geçim sıkıntısı çeken tüketicilerin de üreticilerin de gözü/kulağı karar alıcılar olarak Yılmaz ve Şimşek’te olacaktır.
Sayın Şimşek ilk konuşmasında yeni dönemde “rasyonel” kararlar alınacağına yönelik net bir konuşma yapmıştı. İktisatta/ekonomide “Rasyonel Beklentiler Teorisi”; bireylerin “uyumcu” değil “rasyonel” beklentilere sahip olacaklarını ve bu nedenle iktisat politikası uygulamaları karşısında derhal aktif bir tavır alıp, bu politikaların beklenen sonuçlarını değiştireceklerini öne sürmektedir. Yine “Rasyonel Beklentiler Teorisi”ne göre, devlet, kısa dönemde dahi, vergiler, kamu harcamaları ve para arzı gibi araçları kullanarak, üretim, istihdam, fiyat istikrarı vb. ekonomik değişkenler üzerinde etkili olamaz. Bu bakımdan “aktif” iktisat politikaları yerine “istikrarlı” politikalar kullanmalıdır. Bu teoriye göre, devlet sadece oyunun kurallarını belirlemeli; fertler de, hangi imkanların kendilerine açık olduğunu bilip kararlarının muhtemel sonuçlarını önceden kestirebilmelidir. Örneğin; vergi politikası ve kamu harcamaları politikası ile ilgili kararlar önceden belirlenmeli ve sık sık değiştirilmemelidir. Politika değişiklikleri zorunlu olduğu zaman ise, bu değişiklikler yavaş yavaş yürürlüğe konulmalıdır.
Bu noktada tüketicinin de yatırımcının da “rasyonel” olabileceği düşünülüyorsa karar alıcılardan da “rasyonel” politikalar beklemek haklarıdır. Görülmüştür ki son dönemde para arzının arttırılması reel milli gelir ve istihdam düzeyinde önemli bir değişiklik yaratmamış sadece enflasyonist bir etki doğurmuştur. Bu anlamda ücret artışları ile fiyat artışlarının birbirini kovalaması döneminin son bulup tasarrufların kısa süre içinde atılıma ve yatırıma dönüşmesi için de karar alıcılardan somut adımların atılması bekleniyor. Bu anlamda Başkanlık yetkilerinin resen kullanılabileceği alanlarda tıkanıklıkların açılması için atılacak somut adımlarda zaman kaybedilmemelidir. Yoksa iş çevreleri ile toplantılar, finans zirveleri, tv programları vs. gibi oyalanmalarla ekonomide atılacak adımlar gecikirse beklentilerin ani karamsarlığa dönüşmesi söz konusudur. Unutulmamalıdır ki iktisadın/ekonominin yüzde 80’i rasyonel beklentiler üzerine kuruludur.