Avrupa Birliği’nin son dönemlerdeki durumu sık sık “dağılıyor mu?” sorusuyla gündeme gelmekte.
Şu andaki görünümüne bakıldığında, yaşanan durumun bir çöküşten ziyade küresel değişim hızına ayak uyduramama probleminden kaynaklandığını gösteriyor.
Avrupa Birliği günümüzde ekonomik açıdan güçlü, zengin ve işlevsel yapısını korumaya devam ediyor.
Bununla beraber, teknoloji ve küreselleşmenin etkisi dünyada hızla hissedilirken, Avrupa’nın daha dikkatli ve yavaş biçimde adım atması, eski etkinliğinin azaldığı algısını da güçlendiriyor.
Ekonomik anlamda Avrupa Birliği büyük bir pazar ve Birliğe bağlı ülkelere yüksek yaşam standartları sağlıyor.
Bu da beraberinde refahı getirirken risk alma durumunu ise azaltıyor.
Bu dönemde ABD teknoloji ve finans alanında hızlı ve iddialı bir genişleme süreci yürütürken, Çin devlet destekli sanayi yatırımlarıyla küresel pazarda hızlı biçimde büyümesini sürdürüyor.
Ancak çevre kuralları, yeşil dönüşüm ve sıkı düzenlemeler Avrupa Birliği’nin vazgeçilmezleri arasında yer alırken, bu yaklaşımı uzun vadede sürdürülebilir olsa da kısa vadede Avrupa merkezli firmaların rekabet avantajını zayıflatabiliyor.
Avrupa Birliği’nde demografik yapı da önemli bir sorun olarak dikkat çekiyor.
Avrupa nüfusu hızlı bir biçimde yaşlanırken, çalışan nüfus giderek azalıyor, buna paralel olarak sosyal harcamalar da bir o kadar artış gösteriyor.
Göç ile bu açığın kapatılabileceği düşünülse de var olan entegrasyon problemleri ve toplumsal tepkiler, siyasi ortamı sertleştiriyor.
Bu durum, Birliğin ortak çözüm önerileri geliştirmesini zorlaştırıyor.
Siyasi kısımda ise Avrupa Birliği’nin en keskin zayıflığı, karar alma süreçlerinde etkisini gösteriyor.
Ekonomide birlikte karar alabilen üye ülkeler, dış politika ve savunma konularına gelindiğinde karar almakta zorlanabiliyor.
İngiltere Neden Avrupa Birliği’nden Ayrıldı?
Avrupa Birliği’ne başından beri kendini tam olarak ait hissedemeyen İngiltere, üyelik süreci boyunca Euro ve Schengen gibi temel entegrasyon adımlarının dışında kalmayı tercih etti.
Avrupa Birliği’ne daha çok ekonomik ortaklık çerçevesinde katkıda bulunan İngiltere, zaman içinde oluşturulan kuralların ulusal egemenliğini zayıflattığını ileri sürdü.
Göç meselesi, Brexit sürecini güçlendiren temel unsurlardan biri olurken, serbest dolaşım ilkesi, özellikle düşük gelirli bölgelerde önemli tepkilere neden oldu.
Bununla birlikte İngiltere’nin tarihsel küresel güç algısı ve iç politikada biriken toplumsal tepki, ayrılık kararının önünü açan temel faktörler arasında yer aldı.





