NASA’nın BioSentinel uydusu, derin uzaya çıkarak DNA hasarını araştırıyor. Bu uydu, Ay yörüngesi ötesinde DNA’ya zarar verebilecek radyasyon seviyelerini ölçüyor ve mayalar üzerinde deneyler yapıyor. Elde edilecek veriler, gelecekte astronotların uzun uzay yolculuklarında karşılaşacağı sağlık risklerini anlamamıza yardımcı olacak.
BioSentinel Nedir ve Nasıl Çalışır?
BioSentinel, küçük bir CubeSat uydusu ve mini bir biyoloji laboratuvarı gibi görev yapıyor. İçinde maya hücreleri bulunuyor ve bu hücreler, uzay radyasyonunun canlılara etkisini ölçmek için aktif hale getiriliyor.
Dünya yakınındaki yörüngeden çok daha tehlikeli radyasyon ortamını inceleyen BioSentinel, gelecekteki astronotlar için önemli sağlık verileri topluyor.
DNA Araştırmasında Model
Araştırmacılar, BioSentinel’de ekmeğin kabarmasını sağlayan mayayı kullanıyor. İnsan hücreleriyle benzer DNA onarım mekanizmalarına sahip bu maya, iki türde inceleniyor. Biri normal, diğeri DNA onarımında zayıf.
Bu sayede uzun süreli uzay yolculuklarında olası DNA hasarları gözlemleniyor ve insan sağlığına yönelik riskler değerlendiriliyor.
Görev ve Uzay Yolculuğu
BioSentinel, 16 Kasım 2022’de Artemis-I ile fırlatıldı. Ay’ın yanından geçip Güneş yörüngesine ilerleyen uydu, mikroakışkan (metrenin milyonda biri ölçeğindeki çok küçük kanallarda, az miktardaki sıvıların hassas bir şekilde yönlendirilmesi, kontrol edilmesi ve analiz edilmesi teknolojisidir) kartlar aracılığıyla maya hücrelerini aktive ediyor ve radyasyon ölçümleri topluyor.
İlk aşamada hücreler büyümedi ve bu durum depolama süresiyle ilgili bir durum olarak değerlendirildi.
Derin Uzay Radyasyonu ve Önemi
Güneşin aktif evreleri, uzaya yüksek enerjili parçacıklar gönderiyor. Bu radyasyon, astronotlar için ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor. BioSentinel, bu radyasyonu ölçerek gelecekteki görevler için kritik bilgiler sunuyor ve DNA hasarını anlamaya yardımcı oluyor.
BioSentinel verileri, uzun süreli insanlı uzay görevlerinde radyasyon risklerini azaltmak ve astronotların güvenliğini sağlamak için büyük öneme sahip.
Elde edilen bilgiler, Ay ve Mars gibi derin uzay görevlerinde stratejik koruma yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayacak.



