Bünyamin Altıntaş'ın 5 Ocak 2023 tarihli yazısı: Borç Krizi Yaşanır mı?
Küresel ekonominin resesyona girme ihtimali her geçen gün artarken, Türkiye ekonomisine ilişkin 2023 beklentileri endişe yaratabilecek bir potansiyel taşıyor.
Son olarak açıklanan dış ticaret verileri, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin daha çok dövize ihtiyaç duyacağını gösteriyor. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre 2022 yılının Aralık ayında ihracat 22.9 milyar dolar, ithalat ise 33.3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Yılın tamamında ise ihracat 254,2 milyar dolar ithalat ise 354.4 milyar dolar olarak açıklandı. Bu durumda 2022 yılında toplamda dış ticaret açığı 110.2 milyar dolar olarak gerçekleşti.
İhracat artarken ithalatın daha fazla artması dış ticaret açığı üzerinde baskıyı artıran bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.
Bu arada Ekim sonu itibarıyla özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu da 160 milyar doları aşmış durumda.
Yine yapılan açıklamalara göre yurt içi hane halkı borcu da 1.4 trilyon TL seviyesinde bulunuyor. Konut, taşıt, ihtiyaç ve diğer krediler ile kredi kartı borçlarından oluşan hane halkı toplam borç stoku yılın ilk on ayında cari olarak yüzde 37,9 ile enflasyonun altında bir artış göstererek 1 trilyon 360,5 milyar liraya yükseldi.
Hane halkının 1.4 trilyon liralık borcunun 991,1 milyar TL’sini konut, taşıt ve tüketici kredileri oluştururken 370 milyar TL’sini kredi kartı ödemeleri oluşturdu.
Hızla artan krediler, ekonomideki istikrarsızlığın şiddetine bağlı olarak 2023 yılında önemli riskler yaratıyor. Hane halkı borçlarının hızlı artışı, özel sektör borçlarıyla birlikte yeni bir borç krizine yol açma tehlikesi söz konusu olabilir.
Ekonomide 2022’de iyice bozulan fiyat istikrarı ve kaynak tahsisinin; üretim kesiminde yaratabileceği istikrarsızlık ve iflas riski seçim sonrası uygulanacak politikalara bağlı olarak artacak ya da azalacak. Yüksek enflasyonun getirdiği derin yoksulluk sonucu sosyal sorunların daha da arttığına tanık olacağız ne yazık ki. Dünya ekonomisinde içinde bulunduğumuz resesyonist dalga, sermaye ve ticaret akımlarında yavaşlamaya bağlı olarak uygulanan politikalarda iç dengesizliği daha da artırabilir.
Enerji, gıda, ulaştırma ve diğer temel mal ve hizmetlerde fiyat artış riski devam ediyor. Eğer reel ücretler yeterince artmazsa, satın alım gücünün daralabileceğini ve dış talep de yardımcı olmayacağı için; potansiyelin altında büyüyen ekonomiyle, yeni bir işsizlik dalgası yaşanabileceğini tahmin edebiliriz.
Baz etkisinin devam ettiği Ocak ayındaki yeni ücret ve zamlarla yüzde 55-65 civarında bir seviyede devam edecek. Bu çok yüksek enflasyon, hayat pahalılığını devam ettirecek. Zira enflasyon artış hızının bir miktar yavaşlaması, hayat pahalılığını düşürmez, çünkü reel ücretlerin aratabileceği ortam yok.
Vatandaş reel ücret artışını tam olarak hissedemeyecek hatta Mart itibarıyla yeniden gelirlerinin eridiğini ve eski duruma döndüğünü gözleyecek. Bu anlamda araştırmalara göre toplumun yüzde 70’ni etkileyen geçim derdi devam edecek.
Ekonomi politikalarında bir an önce enflasyonu önceleyen dezenflasyonist bir politika acil olarak gündeme getirilmeli.
Fiyat istikrarına dönük para ve maliye politikası uygulamaları bir an önce devreye alınmalı.