İnsan gözü, evrendeki ışık tayfının yalnızca kısıtlı bir bölümünü görebiliyor.
Bilimsel verilere göre, "görünür bölge" olarak adlandırılan bu alanın dışında kalan kızılöte ve moröte gibi frekanslar, aslında her an çevremizde bulunmasına rağmen biyolojik yapımız nedeniyle algılanamıyor.
Bir görüntünün oluşması için ışık kaynağı, fiziksel süreç ve beyindeki yorumlama aşamalarının tamamlanması gerekiyor.
Işık kaynağından çıkan fotonlar gözümüze ulaştığında, burada biyokimyasal sinyallere dönüşerek beyne iletiliyor.
Ancak insan gözü, elektromanyetik spektrumun yalnızca 400 ile 700 nanometre arasındaki bölümünü tespit edebiliyor.
Bu dar aralığın altında moröte (ultraviyole), üstünde ise kızılöte (infrared) yer alıyor.
Spektrumun bütününe bakıldığında; gama ışınları, X-ışınları, mikrodalga ve radyo dalgaları gibi pek çok farklı enerji boyutu bulunuyor.
Tüm bu dalgalar aslında aynı parçacıklardan (foton) oluşsa da, insan biyolojisi sadece belirli bir enerji aralığını "renk" olarak yorumlayacak şekilde evrimleşmiş durumda.
Renk Algısını Sağlayan Koni Hücreleri
İnsan gözünde renkleri ayırt etmeye yarayan üç farklı koni hücresi bulunuyor.
Bu hücreler temel olarak kırmızı, mavi ve yeşil ışığa duyarlılık gösteriyor. Üç ana rengi görebilen canlılara "trikromat" deniliyor.
Renk körlüğü olarak bilinen durumlarda, bu hücrelerden birinin eksikliği veya işlevsizliği sonucu "dikromat" (çift renkli) görme gerçekleşiyor.
Koni hücrelerinin hassasiyet noktaları birbirinden farklı olsa da, bu aralıklar birbiriyle örtüşebiliyor.
Örneğin, kırmızıyı algılayan hücreler işlevini yitirdiğinde, yeşili algılayan hücreler bu boşluğu doldurmaya çalışıyor; bu durum kırmızının yeşil tonlarında algılanmasına neden oluyor.
Renk, tamamen beynin ışık kombinasyonlarını yorumlama biçimi olarak tanımlanıyor.
Mantis Karidesi
İnsanların aksine, doğadaki bazı canlılar çok daha geniş bir spektrumu algılayabiliyor.
Bunun en çarpıcı örneği olan Mantis karidesi, tam 12 farklı koni hücresine sahip. Bu canlı, sadece 400-700 nanometre aralığını değil, ötesini de görebiliyor.
İnsanlar için karmaşık ışık dalgalarının birleşimiyle oluşan "macenta" gibi renkler, Mantis karidesi için her seferinde bambaşka ve benzersiz renkler olarak deneyimleniyor.
Claude Monet
Tarihte bir insanın spektrum sınırlarını aşabildiği nadir bir olay, ünlü ressam Claude Monet'nin katarakt ameliyatı sonrası yaşandı.
1900'lü yılların başında katarakt nedeniyle körleşme noktasına gelen Monet, riskli bir operasyonla gözündeki lensi aldırdı.
İnsan gözündeki doğal lens, aslında moröte ışınları filtreleyerek koruma sağlıyor.
Monet'nin gözündeki bu lens çıkarılınca, ünlü ressam moröte ışığı doğrudan görmeye başladı.
Bu operasyondan sonra Monet'nin tablolarında mor ve mavi tonların ağırlık kazanması, aslında onun çevresini artık farklı bir ışık boyutunda görmesinden kaynaklanıyordu.
Bizim siyah olarak algıladığımız kuş tüyleri veya sıradan çiçek dokuları, moröte hassasiyeti kazanan bir göz için parlak ve farklı desenlere sahip bir yapıya dönüşebiliyor.
Gelecekte Yeni Renkler Mümkün mü?
Bilim dünyası, insan algısının geliştirilip geliştirilemeyeceğini tartışmaya devam ediyor.
Teorik olarak, göze yeni koni hücreleri eklenmesi veya beyne farklı sinyaller gönderilmesi durumunda, şu an hayal bile edilemeyen renklerin deneyimlenmesi mümkün olabilir.
Mevcut durumda, kırmızı olarak gördüğümüz bir nesnenin gerçekte hangi renkte olduğu, sadece biyolojik kapasitemizle sınırlı bir "yorum" olarak kalıyor.




