Matematik sanılanın aksine karmaşık teorilerden değil de günlük yaşamın zorluklarından doğmuştur. Bu disiplin ilk olarak Mezopotamya’da Sümer ve Babil uygarlıklarında boy göstermiştir. Daha sonrasında Mısır’da zirveye ulaşmıştır. Okyanusun ötesine geçtiğinde ise İnkalarla birlikte özgün bir form kazanmıştır.
Antik Mısırlılar matematiği günlük yaşamlarını idame ettirebilmek için kullanıyorlardı. Nil Nehri’nin her sene düzenli olarak taşması tarım arazilerinin sınırlarını siliyordu. Bu durum tarlaların her yıl yeniden ölçülmesini zorunlu kılıyordu. Bu zorunluluk geometri ve aritmetik hesaplamaların gelişmesini sağladı. Mısır toplumunda bu hesaplamaları yapabilen uzmanlar halk arasında üst düzey bir saygınlık kazandı.
Nil Nehri’nin hareketlerini inceleyerek hesaplamalar yapan Mısırlılar dünyanın ilk takvimlerinden birini oluşturdu. Aynı zamanda ekim ve biçim dönemlerini hesaplayarak tarımda verimliliği sağladı. Böylece matematik Mısır halkı için saygın bir mesleğe dönüştü.
Güney Amerika kıtasının en güçlü medeniyetlerinden bir olan İnkalar, matematiği daha farklı bir boyuta taşıdı. Yazı sisteminin henüz gelişmediği İnka toplumunda, ticaretin büyümesi ve karmaşıklaşması matematik sayesinde çözüldü. İnkalar matematiği kullanarak güvenilir bir kayıt sistemi oluşturdu. Bu sistem sayesinde nüfus sayımlarını, vergi borçlarını ve önemli tarihi kayıtları sistemli bir şekilde muhafaza ettiler.



