Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 23 Ekim 2026 tarihli yazısı: Paha Biçilemez Kavram: Zaman!

Zaman! Beş harfli sihirli bir kavram.
Tercümesi: Hayat...
Tercümesi: Tecrübe...

Geri dönüşü yok. Hem öznel ve kişiye özel; hem nesnel ve topluma özgü...

Bedeli var... Önemi var... Değeri? İşte o, paha biçilemez...

İnsan yaşamının sınırları içinde değeri parayla ölçülemeyecek kavramların başında zaman geliyor.

Kazançlarımızı artırabilir, kaybettiğimiz parayı yeniden elde edebilir, sahip olduğumuz maddi olanakları geliştirebiliriz.

Geçip giden zamanı ise yeniden kazanma olanağımız bulunmuyor. Bu nedenle zaman, ekonomik olduğu kadar insani ve toplumsal bir değer taşıyor.

Farkında olmak, yazık ki çoğu zaman mümkün olmuyor. (Bakın burada bu cümlede bile “zaman” kavramı var)

Benim de kariyer alanım olan ekonomi bilimi kaynakların etkin kullanılmasıyla yakından ilgileniyor.

Ve sermaye, emek, teknoloji, enerji ve doğal kaynakların nasıl değerlendirildiğini ölçmeye çalışırken insanın yaşamından eksilen saatlerin de ekonomik bir karşılığı bulunuyor.

Bu açıdan bakıldığında zaman, bir uygarlık ölçüsü...

Trafikte geçirilen uzun süreler, gereksiz bürokratik işlemler, iyi planlanmamış çalışma süreçleri, sonuç üretmeyen toplantılar veya hizmetlere erişirken oluşan beklemeler yalnızca günlük hayatın cilveleri olarak görülemez. Gelişmemişliğin vergisi olarak da nitelendirilemez...

Çünkü bütün bu savrulmalar toplandığında toplumun üretim gücünden ve yaşam kalitesinden hoyratça eksiltilen büyük bir değere karşılık geliyor.

Zaman! Aman Allah'ım aman!

Elbette insan için bir kavram...

Ve zamanın verimli kullanılması, insanın günün her saatinde çalışması anlamına da gelmiyor.

Dinlenmek, düşünmek, okumak, spor yapmak, ailemizle ve dostlarımızla birlikte olmak yaşamın doğal parçaları arasında yer alıyor.

Çalışma hayatındaki verimlilik de uzun saatleri işyerinde geçirmekten çok, belirli sürede nitelikli sonuç üretebilmeyi gerektiriyor.

Yoksa mesai başlayınca uyumak da mümkün!

İyi örgütlenmiş kurumların ve teknolojik gelişmenin görevlerinden biri de zamana zaman tanımak; zamana değer katmak...

Zaman kazanmak değil; zamanı kazanmak!

Kazanılan her saat üretime ayrılmak zorunda da değil; kişinin kendisini geliştirmesi, çocuğuyla ilgilenmesi, bir kitabı okuyabilmesi veya yalnızca dinlenebilmesi de yaşam kalitesinin göstergeleri arasında bulunuyor.

Kentlerin planlanmasından işletmelerin yönetimine, eğitim sisteminden kamu hizmetlerine kadar pek çok alanda artık “Bu işin maliyeti nedir?” sorusunun yanına “İnsanların ne kadar zamanını alıyor? İnsana ne kadar zaman kalıyor?” sorusunu da koymak gerekiyor...

Refah kavramını bu açıdan yeniden düşünmek yararlı olabilir.

Gelirin yükselmesi, tüketim olanaklarının genişlemesi ve teknolojik imkânların artması elbette önemli; fakat bütün bunlardan yararlanabilecek zamanı kalmayan insan için refahın anlamı giderek daralır.

Hayat bize çok şeyi yeniden kazanma fırsatı verebilir. Zamanı değil!

Bu yüzden paha biçilemez kavram: “zaman”...

İyi ve verimli geçsin, o zaman en zengin sensin!