Utku KABAKCI'nın 11 Eylül 2026 tarihli yazısı: Savaşların İletişim Cephesindeki Hakikat Neferleri

Savaşlarda yalnızca şehirler ve insanlar hedef alınmıyor. Hakikat de yoğun bir iletişim savaşının içinde kaybolabiliyor. Çatışmalar esnasında yayılan görüntüler, açıklamalar ve iddialar kısa sürede milyonlarca kişiye ulaşırken hangisinin gerçek hangisinin kara propaganda olduğunu ayırt etmek her zaman kolay olmayabiliyor. Bir görüntünün bağlamından koparılması, eski bir olayın yeniymiş gibi sunulması veya doğrulanmamış bir iddianın kesin bilgi gibi aktarılması kamuoyunun yaşananları doğru okumasını engelleyebiliyor.

Savaş suçlarına ilişkin iddialarda bilgi kirliliğinin daha ağır neticeleri olabiliyor. Bir saldırının kim tarafından gerçekleştirildiği, sivillerin hedef alınıp alınmadığı veya bir görüntünün hangi olaya ait olduğu yalnızca haberin doğruluğunu ilgilendiren ayrıntılar değildir. Söz konusu bilgilerin çarpıtılması mağdurların yaşadıklarının görünmez hâle gelmesine ve sorumluların hesap vermesinin zorlaşmasına neden olabiliyor. Bu yüzden bilhassa savaş dönemlerinde gazetecilerin görevi yalnızca tarafların açıklamalarını aktarmak değil, ortaya atılan iddiaların doğruluğunu araştırmaktır.

Savaşın iletişim cephesinde gazetecinin sorumluluğu gerçeği güçlünün anlatısına teslim etmemektir. Hakikatin üzerinin dezenformasyonla örtülmesine izin vermemek, yaşananların tanığı olan insanların sesini duyurmak ve mağdurları görünür kılmak bu sorumluluğun temelini oluşturur. Gerçek gazetecilik bir tarafın sözcülüğünü yapmak değil, hakikatten ve zulme uğrayanlardan yana durarak kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamaktır. Çünkü savaşın sonunda geriye yalnızca yıkılan kentler ve kaybedilen hayatlar değil, anlatılanların ve unutturulanların bıraktığı bir hafıza da kalır.