Utku KABAKCI'nın 11 Ağustos 2026 tarihli yazısı: Çoğaldıkça Normalleşenler
Bir savın tekrar edilme sıklığı ile gerçekliği arasında doğrudan bir ilişki söz konusu değildir. Az dile getirilen bir düşünce doğru olabileceği gibi sık sık karşımıza çıkarılan bir iddia da yanlış olabilir. Ancak siyasal iletişim alanına gelindiğinde işin rengi biraz değişir. Siyasal iletişim çalışmalarında bir kelimenin, cümlenin ya da sloganın tekrarlanarak zihinlere yerleştirilmesi hususu son derece önemsenir. Çünkü yineleme yalnızca mesajların hatırlanmasını kolaylaştırmaz, aynı zamanda onlara aşinalık da katar. Aşinalık ise düşüncelerin daha kolay benimsenmesine ve zamanla sorgulanmadan “normal” karşılanmasına zemin hazırlar.
Bir mesaj ne kadar sık tekrarlanırsa zihnin onu yeniden işlemesi için gereken çaba da o ölçüde azalır. Başlangıçta yabancı, tartışmalı ya da onaylanması mümkün görünmeyen bir görüş zaman içinde tekrarların etkisiyle kabul edilebilir bir düşünceye dönüştürülebilir. Tanıdık hâle getirilen görüşlere karşı mesafe koyma eğilimi de azalır. Böylece bir söylemin sürekli dolaşımda tutulması onun doğruluğunu kanıtlamasa dahi meşru görülmesini sağlayabilir.
Aşina olmadığımız düşüncelere sırf yabancı oldukları için önyargıyla yaklaşmak demokratik değerleri aşındırabilir. Bir fikrin daha önce duyulmamış olması onu peşinen değersiz ya da yanlış kabul etmemizi gerektirmez. Demokratik kültür yalnızca duyageldiğimiz fikirleri değil, bize yabancı gelen düşünceleri de dinleyebilmeyi, sorgulayabilmeyi ve doğruysa onlara hakkını teslim edebilmeyi de gerektirir.