Betül Gökçe AKGÖL'ün 6 Şubat 2026 tarihli yazısı: Macar Edebiyatı

Magda Szabó, aslında sadece bir yazar değil; insan ruhunun en karanlık ve en kuytu köşelerine fener tutan bir usta. Onu okurken, kendinizi bir anda karakterlerin o sessiz ama derin çatışmalarının içinde buluveriyorsunuz. Macar edebiyatının bu dev ismi, özellikle kadınların içsel yolculuklarını, toplumsal baskılarla olan savaşlarını ve kimsenin dile getiremediği o ince sızıları anlatmakta inanılmaz bir maharete sahip. Okuru yormadan ama her cümlesiyle biraz daha derine çekerek, "Sahi, ben olsam ne yapardım?" dedirtmeyi çok iyi biliyor. Duyguların bu kadar saf ve çıplak anlatıldığı kalemlere rastlamak her zaman mümkün olmuyor.

“Emerenc'i ben öldürdüm. Onu kurtarmayı istemiş olmam bu gerçeği değiştirmez.”

Kapı, Macar yazar Magda Szabo'nun okuduğum ilk kitabı oldu. Bu kitap, yazar Magda Szabo'ya Fransa'nın prestijli ödüllerinden Femina'yı kazandırmış. Şimdi yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum. Gelelim hikayeye. Bir yazar, kendisine ev işlerinde yardımcı olması için yaşlı bir hizmetçiyle anlaşır. İlk etapta birbirlerini anlamakta zorlanan bu kişilerin ilişkisi zamanla mesafeli ama bir yandan da tutkulu bir ilişkiye dönüşür. Hayvanların ve insanların dilinden anlayan Emerenc, yazarın her şeyi sorgulamasına neden olur. Emerenc, adeta bir kuş. Olağanüstü yetenekleri var ama o uçmayı değil, tüylerini yolmayı seçmiş. Magda Szabo'nun insan ilişkileri üzerine yazdığını biliyorum. Kapı'da yazılan karakterler de çatışma içinde. Magda ve Emerenc, birbirine iki zıt kişilik. Buna rağmen ilişkileri derinleşiyor ve karmakarışıklaşıyor. Emerenc sırlarla doludur. Ancak bu karmaşık dostluk sayesinde başta tüm kapalı olan kapılar açılır ve sırlar ortaya çıkar. Sırlar açığa kavuştukça şu soru aklımda dönüp durdu: "Acı ve acılardan kaçmak için sevdiklerimize yalan söylemeli miyiz?" Ayrıca Szabö'nun ince, naif üslubunu çok sevdim. Kapanan “kapı”nın ardında yaşanan yalnızlığı o kadar iyi anlatmış ki... umarım seversiniz.