Betül Gökçe AKGÖL'ün 23 Ocak 2026 tarihli yazısı: Kaybolup Giden Bir Kadın
“Benim felsefem insanın günbegün enine boyuna düşündüğü, tasarladığı, her şeyi deyim yerindeyse kendine rağmen, elde ettiğidir.”
Kaybolup Giden Bir Kadın... Oldukça etkileyici ve ağır bir kitaptı. Yanlış anlaşılmayı düzelteyim, dili çok sade ve anlaşılır, fazla bir kelime yok romanın içinde. Çok uzun zamandır bu kadar sade bir anlatımla bu kadar etkisi güçlü bir metin okumamıştım.
Kaybolup Giden Bir Kadın, değişen Amerikan ekonomisinde kırsalda değişen hayatları ve bu hayatın kadın-erkek ilişkilerine, oluşan kuşak farklılıklarına, yozlaşmaya, kültürlere olan etkisini anlatıyor. Üstelik bunu bir evli kadının hayatı üzerinden yapıyor.
Ana karakter Marian Forrester gösterişli bir kadın iken tüm bu dengelerin değişmesi ile korkunç bir hayata sürükleniyor. Ama gösterişinden pek de bir şey kaybettiği söylenemez. Hastalıkla cebelleşen bir eş, giderek bozulan ekonomi ama yine de çevresindeki alışkanlıklarına ve sevdiklerine sadık. Beraberinde gelen bir ölüm ve kaybolan, yitirilen bir kadın…
Kim nasıl okumak ve nasıl anlamak isterse öyle anlıyor kitapları. Olması gereken de belki budur. Hayat ansızın değişebilir, zorluklar yaşanır, ayağa kalkılabileceği gibi daha da kötü düşülebilir. Bence önemli olan tüm bunların bilincinde olup barışık yaşamayı öğrenebilmek. Ama kusursuz insan ceketini giymek insanı daha da dibe götürecektir.