Mehmet KÜÇÜKEKEN'in 28 Temmuz 2026 tarihli yazısı: Kahraman Askerler (Şehit, Gazi, Subay, Astsubay, Uzman Çavuş, Sivil Memur, Sözleşmeli Er)

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin temelini disiplin, emir-komuta zinciri ve askerî hiyerarşi oluşturur. Bu yapı, ordunun gücünü ve başarısını sağlayan vazgeçilmez bir unsurdur. Ancak bu hiyerarşinin üzerinde, milletimizin gönlünde yer etmiş iki ulvi makam vardır ki onların karşısında bütün rütbeler anlamını yitirir: Şehitlik ve Gazilik.

Şehitler arasında rütbe farkı yoktur. Vatan uğruna toprağa düşen bir er de, bir astsubay da, bir subay da, bir general de aynı mukaddes makamın sahibidir. Çünkü şehitlik; omuzdaki yıldızla ya da koldaki rütbe ile değil, vatan için verilen son nefesle kazanılan en yüce mertebedir.

Gazilerimiz de aynı inanç ve aynı fedakârlıkla canlarını ortaya koymuş, kimi zaman uzuvlarını kaybetmiş, kimi zaman ömür boyu taşıyacakları izlerle yaşamaya devam eden kahramanlarımızdır. Onlar da milletimizin gönlünde büyük bir onur ve minnetle yer alırlar. Gazilik de tıpkı şehitlik gibi rütbeler üstü bir şeref makamıdır.

Elbette askerî teşkilatta mareşalden ere kadar uzanan bir hiyerarşi vardır ve bu düzen ordunun vazgeçilmezidir. Yetki ve sorumluluk arttıkça görevlerin kapsamı da değişir. Ancak kahramanlık, cesaret, meslek sevgisi, fedakârlık ve başarı yalnızca rütbeyle ölçülemez.
Bir astsubay, atış kabiliyetiyle birçok kişiye örnek olabilir. Bir uzman çavuş, fiziki dayanıklılığıyla öne çıkabilir. Bir subay, sevk ve idare kabiliyetiyle birliklerini başarıya ulaştırabilir. Bir askeri bando mensubu, sanatıyla Türk ordusunun vakarını dünyaya gösterebilir. Her biri kendi alanında ayrı bir değerdir. Nasıl ki sporda formda olan kazanıyor, bilimde çalışan başarıyor, sanatta yetenek öne çıkıyorsa; askerlikte de her personel kendi görev alanında Türk bayrağını daha yükseğe taşımak için emek verir.

Kışlada görev paylaşımını belirleyen hiyerarşi, toplum hayatında ise karşılıklı saygı ve nezaketle yerini insanî ilişkilere bırakmalıdır. Emeklilikten sonra herkes aynı vatanın evladı, aynı bayrağın sevdalısıdır. Dün emir-komuta zinciri içinde görev yapan insanlar, bugün hayatın farklı alanlarında farklı başarı hikâyeleri yazabilirler. Asıl kıymetli olan ise yıllar geçse de birbirlerine duydukları sevgi, vefa ve kardeşliktir.

Aynı uçakta, aynı gemide, aynı helikopterde, aynı denizaltıda, aynı sınır hattında, aynı operasyonda omuz omuza görev yapan askerlerin ortak bir gerçeği vardır: Tehlike rütbe seçmez. Kurşun hedef ayırmaz. Patlayan mayın, yağan roket veya açılan ateş; omuzdaki ve de koldaki işarete değil, karşısındaki Mehmetçiğe yönelir.

Bu nedenle subayıyla, astsubayıyla, uzman çavuşuyla, sözleşmeli erleriyle, erbaş ve eriyle bütün kahramanlarımız aynı ay yıldızlı bayrağın altında canlarını ortaya koymaktadır. Hepsi gerektiğinde şehit olmaya, gerektiğinde gazi kalmaya yemin etmiş kahraman vatan evlatlarıdır.
Bugün ise aile büyüklerimizi, gazilerimizi ve görev yapan personelimizi yakından ilgilendiren bazı özlük hakkı beklentileri bulunmaktadır. Bu beklentiler herhangi bir ayrıcalık talebi değil; emek, fedakârlık ve hizmetin hakkaniyet ölçülerinde değerlendirilmesi arzusudur.

Gazilerimiz arasında farklı sosyal hak ve maaş uygulamalarının bulunması, bazı kahramanlarımızın savaş veya operasyonlarda yaralanmalarına rağmen gazilik statüsünden yararlanamaması toplum vicdanında zaman zaman soru işaretleri oluşturmaktadır.

Yıllarca Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bel kemiği olarak görev yapan astsubaylarımızın emekli maaşı bağlama oranlarının iyileştirilmesi ve başta tazminat hakları olmak üzere özlük haklarının güçlendirilmesi yönündeki beklentileri de uzun yıllardır dile getirilmektedir.

Sınırın en sıcak noktasında görev yapan uzman çavuşlarımız, görev süreleri boyunca gösterdikleri fedakârlığın karşılığı olarak kadro ve gelecek güvencesi beklemektedir.

Ordumuzun görünmeyen ama vazgeçilmez unsurlarından olan sivil memurlarımız ise yardımcı hizmetler sınıfının kaldırılması ve kariyer haklarının geliştirilmesini arzu etmektedir.

Görev yaptıkları her bölgede büyük fedakârlık gösteren sözleşmeli erlerimiz de çalışma şartlarının ve özlük haklarının daha güçlü bir zemine kavuşturulmasını umut etmektedir.

Bu beklentilerin tamamı; devletimizin gücünü zayıflatacak değil, aksine Türk Silahlı Kuvvetleri'nin moralini, aidiyet duygusunu ve kurumsal bağlılığını daha da güçlendirecek adımlar olarak değerlendirilebilir. Güçlü devlet, yalnızca modern silahlara değil; insanına verdiği değere de dayanır.

Askeri literatürde ise bütün bu ruhu tek kelimede toplayan çok özel bir ifade vardır:

Komutan

Komutan; yalnızca emir veren kişi değildir. Komutan, gerektiğinde en önde yürüyen, sorumluluğu omuzlayan, emrindeki personelin canını kendi canı kadar kıymetli gören, adaleti ve hakkaniyeti gözeten liderdir. Asker için komutan, güvenin, fedakârlığın, disiplinin ve merhametin birlikte temsil edildiği makamdır.

Nitekim Mehmet Küçükeken'in şu ifadeleri, komutanlık anlayışını veciz biçimde özetlemektedir:

"Komutan; emir-komuta zinciri içinde sorumlu olduğu ekibin lideri olarak zorluklar karşısında en önde olmayı şerefli bir vazife kabul eden; emri altındaki personelin hak ve hukukunu da en üst seviyede gözeten kahraman askerdir." Mehmet Küçükeken
Aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve dualarla anıyor; kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.

Vatan nöbetini dün olduğu gibi bugün de aynı sadakatle sürdüren muvazzaf ve emekli subaylarımıza, astsubaylarımıza, uzman çavuşlarımıza, sözleşmeli erlerimize, sivil memurlarımıza, erbaş ve erlerimize gönülden selamlarımızı iletiyoruz.

Devletimizin bekası, milletimizin huzuru ve ay yıldızlı al bayrağımızın ebediyen göklerde dalgalanması uğruna emek veren bütün kahramanlarımızın hak ettikleri değeri görmeleri; hem devlet geleneğimizin hem de millet vicdanının ortak temennisidir.

Askerler, vatanın sigortasıdır.

Vatan sağ olsun...