Mehmet KÜÇÜKEKEN'in 14 Temmuz 2026 tarihli yazısı: KIZILELMA UFKUNDA: Türkiye

Dünya tarihi bazı dönemlerde yavaş akar, bazı dönemlerde ise adeta hızlanır. İçinde bulunduğumuz çağ, hızlanan tarihin tam merkezinde yer almaktadır. Ukrayna savaşıyla başlayan jeopolitik kırılma, Orta Doğu'daki çatışmalar, Kızıldeniz krizleri, enerji koridorları üzerindeki rekabet ve Çin-Tayvan gerilimi; uluslararası sistemin yeni bir dönüşüm sürecine girdiğini göstermektedir.

Birçok stratejist, mevcut gelişmeleri yalnızca bölgesel krizler olarak değerlendirmemektedir. Aksine, bunlar yeni bir küresel güç mücadelesinin ön cepheleri olarak görülmektedir. Bu nedenle son yıllarda "Yeni Soğuk Savaş", "Çok Kutuplu Dünya Düzeni" ve hatta "Üçüncü Dünya Savaşı'nın hazırlık evresi" gibi kavramlar daha sık kullanılmaya başlanmıştır.

Bu tartışmaların merkezinde ise yalnızca Amerika Birleşik Devletleri, Çin veya Rusya bulunmamaktadır.

Türkiye de artık bu büyük jeopolitik satranç tahtasının en önemli oyuncularından biri olarak değerlendirilmektedir.

Çünkü Türkiye; Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Türkistan havzalarının kesişim noktasında bulunan eşsiz bir devlet konumundadır.

Bugün dünya güç dengeleri yeniden şekillenirken Ankara'nın atacağı her adım yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.

21. Yüzyılın Ana Mücadelesi: ABD ve Çin

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra ABD uzun süre dünyanın tek süper gücü olarak kaldı.

Ancak son yirmi yılda Çin'in ekonomik, teknolojik ve askerî yükselişi yeni bir dönemi başlattı.

Pekin yönetimi yalnızca ekonomik büyüme hedeflemiyor; aynı zamanda denizlerde, uzayda, yapay zekâ teknolojilerinde ve küresel ticaret yollarında daha etkili bir konuma ulaşmayı amaçlıyor.

Kuşak ve Yol Projesi bunun en somut örneklerinden biridir.

Çin, Asya'dan Avrupa'ya ve Afrika'ya kadar uzanan dev bir ekonomik ağ kurmaya çalışmaktadır.

Bu durum doğal olarak Washington'un dikkatini çekmektedir.

ABD açısından mesele yalnızca ekonomik rekabet değildir.

Asıl mesele, küresel liderliğin geleceğidir.

Bu nedenle Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi ve Hint-Pasifik bölgesi önümüzdeki yılların en kritik stratejik merkezleri olarak görülmektedir.

Tayvan Krizi ve küresel Sonuçları

Birçok askeri analist, Tayvan meselesini 21. yüzyılın en tehlikeli jeopolitik fay hattı olarak tanımlamaktadır.

Çin yönetimi Tayvan'ı kendi toprağının bir parçası olarak görmektedir.

Buna karşılık ABD ve bölgedeki müttefikleri mevcut statükonun korunmasını istemektedir.

Olası bir Tayvan krizi yalnızca iki taraf arasındaki bir çatışma olmayacaktır.

Dünya yarı iletken üretiminin önemli kısmı Tayvan merkezlidir.

Küresel teknoloji sektörünün kalbi burada atmaktadır.

Dolayısıyla yaşanacak büyük bir kriz;

  • Küresel ticaretin aksamasına,

  • Enerji piyasalarının sarsılmasına,

  • Finans sisteminde dalgalanmalara,

  • Tedarik zincirlerinin kırılmasına neden olabilir.

Bu nedenle Tayvan yalnızca bir ada değil, küresel sistemin hassas düğüm noktalarından biridir.

Orta Doğu ve Enerji koridorları

Küresel rekabet yalnızca Asya'da yaşanmamaktadır.

Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı, Babülmendep ve Kızıldeniz hattı da büyük güçlerin dikkatle takip ettiği bölgeler arasındadır.

Dünya enerji akışının önemli bölümü bu güzergâhlardan geçmektedir.

Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kriz dünya petrol piyasalarını etkileyebilir.

Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları ise Avrupa-Asya ticaretini doğrudan etkileyebilir.

İşte bu noktada Türkiye'nin stratejik önemi yeniden ortaya çıkmaktadır.

Çünkü Türkiye yalnızca enerji koridorlarının geçtiği bir ülke değildir.

Aynı zamanda alternatif koridorların oluşturulabileceği merkez ülkedir.

Anadolu coğrafyası tarih boyunca doğu ile batı arasındaki en önemli geçiş noktalarından biri olmuştur.

Bugün de bu özellik değişmemiştir.

Türkiye’nin Jeopolitik Merkezliliği

Haritaya dikkatle bakıldığında Türkiye'nin neden bu kadar önemli olduğu daha net anlaşılır.

Karadeniz'e açılan kapılar Türkiye'nin kontrolündedir.

Doğu Akdeniz'in en uzun kıyı şeridi Türkiye'ye aittir.

Kafkasya'ya uzanan koridorların önemli bölümü Türkiye üzerinden şekillenmektedir.

Orta Doğu'nun kuzey kapısı yine Türkiye'dir.

Bu nedenle Ankara'nın jeopolitik değeri yalnızca askerî gücünden değil, bulunduğu konumdan da kaynaklanmaktadır.

Ancak coğrafya tek başına yeterli değildir.

Coğrafi avantajın stratejik güce dönüştürülebilmesi gerekir.

Türkiye son yıllarda tam da bunu yapmaya çalışmaktadır.

Sahadaki Güç: Türk Silahlı Kuvvetleri

Türk Silahlı Kuvvetleri son yıllarda önemli bir dönüşüm sürecinden geçmiştir.

Terörle mücadele operasyonları, sınır ötesi harekâtlar ve yüksek teknoloji entegrasyonu bu dönüşümün temel unsurları olmuştur.

Günümüzde Türk Ordusu;

  • Ağ merkezli harp sistemlerini kullanabilen,

  • İnsansız hava araçlarını yoğun şekilde sahaya yansıtan,

  • Elektronik harp kabiliyetlerini geliştiren,

  • Özel kuvvet operasyonlarında yüksek tecrübeye sahip,

  • Çok alanlı harekât konseptine uyum sağlayan bir yapı göstermektedir.

Askerî güç yalnızca personel sayısıyla ölçülmez.

Eğitim, teknoloji, lojistik, komuta kabiliyeti ve operasyonel tecrübe en az sayısal büyüklük kadar önemlidir.

Bu açıdan bakıldığında Türk Ordusu, bulunduğu coğrafyanın en etkili askerî güçlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Mavi Vatan

21. yüzyılın mücadele alanlarından biri de denizlerdir.

Enerji kaynakları, ticaret yolları ve denizaltı iletişim hatları devletlerin stratejik hesaplarında giderek daha fazla yer tutmaktadır.

Türkiye açısından Mavi Vatan yaklaşımı, deniz yetki alanlarının korunması ve denizlerdeki milli menfaatlerin savunulması anlayışını ifade etmektedir.

Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz yalnızca coğrafi alanlar değildir.

Aynı zamanda ekonomik ve stratejik güvenliğin temel unsurlarıdır.

Bu nedenle Türk Deniz Kuvvetleri son yıllarda önemli modernizasyon programları yürütmektedir.

Yeni nesil gemiler, insansız deniz araçları, deniz karakol sistemleri ve millî savunma projeleri bu dönüşümün parçalarıdır.

Deniz gücü olmayan devletlerin küresel ölçekte etkili olması oldukça zordur.

Türkiye de bu gerçeğin farkında olarak denizlerdeki kapasitesini artırmaya devam etmektedir.

Savunma Sanayi: Stratejik Bağımsızlık

Bir devletin gerçek bağımsızlığı yalnızca siyasi kararlarla sağlanamaz.

Askerî ve teknolojik bağımsızlık da gerekir.

Bu nedenle savunma sanayii meselesi Türkiye açısından yalnızca ekonomik bir konu değildir.

Bu aynı zamanda milli güvenlik meselesidir.

Son yıllarda geliştirilen yerli sistemler;

  • İnsansız hava araçları,

  • Akıllı mühimmatlar,

  • Radar teknolojileri,

  • Elektronik harp sistemleri,

  • Deniz platformları,

  • Hava savunma projeleri,

gibi alanlarda Türkiye'nin dışa bağımlılığını azaltma hedefinin parçasıdır.

Savunma sanayiindeki gelişmeler yalnızca silah üretmek anlamına gelmez.

Bu gelişmeler aynı zamanda teknoloji ekosisteminin büyümesi, mühendislik kapasitesinin artması ve stratejik karar alma özgürlüğünün genişlemesi anlamına gelir.

Türkistan Jeopolitiği

21.yüzyılın dikkat çeken gelişmelerinden biri de Türk dünyası arasındaki ilişkilerin güçlenmesidir.

Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan geniş coğrafyada ortak tarih, ortak kültür ve ortak stratejik çıkarlar bulunmaktadır.

Turan kavramı farklı çevrelerde farklı şekillerde yorumlansa da jeopolitik açıdan bakıldığında mesele öncelikle iş birliği, bağlantısallık ve ortak kalkınma meselesidir.

Türk devletleri arasındaki enerji, ulaştırma ve ticaret koridorlarının gelişmesi;

  • Avrasya'daki ekonomik entegrasyonu artırabilir,

  • Enerji güvenliğine katkı sağlayabilir,

  • Bölgesel istikrarı güçlendirebilir.

Türkiye bu süreçte doğal bir köprü ve merkez ülke konumundadır.

Türkiye NATO’dan Çıkar mı?

Kamuoyunda zaman zaman bu soru gündeme gelmektedir.

Ancak devletlerin dış politikaları duygularla değil, çıkar hesaplarıyla şekillenir.

Türkiye'nin temel yaklaşımı herhangi bir blok adına hareket etmek değil, milli çıkarlarını en üst seviyede korumaktır.

Bu nedenle Ankara'nın stratejik kararları daima kendi güvenlik ihtiyaçları ve uzun vadeli hedefleri doğrultusunda şekillenecektir.

Türkiye'nin sahip olduğu jeopolitik konum, onu hem Batı hem Doğu açısından önemli bir aktör hâline getirmektedir.

Bu durum Ankara'ya önemli bir diplomatik hareket alanı sağlamaktadır.

Kızılelma, Türk siyasi düşüncesinde yalnızca romantik bir ideal değildir.

Aynı zamanda sürekli ilerlemeyi, güçlenmeyi ve bağımsızlığı temsil eden bir vizyondur.

Bugünün dünyasında Kızılelma;

daha güçlü ekonomi,
daha güçlü teknoloji,
daha güçlü savunma sanayii,
daha güçlü eğitim sistemi,
daha güçlü devlet kapasitesi anlamına gelmektedir.

Asıl mesele, Türkiye'nin kendi kararlarını özgürce verebilecek stratejik kapasiteye ulaşmasıdır.

Dünya yeni bir döneme girmektedir.

Çin'in yükselişi, Tayvan krizi, enerji koridorları üzerindeki mücadeleler, Orta Doğu'daki kırılgan dengeler ve büyük güç rekabeti uluslararası sistemi yeniden şekillendirmektedir.

Bu yeni dönemde Türkiye'nin önemi daha da artmaktadır.

Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya uzanan geniş coğrafyada Türkiye artık yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke değil; gelişmeleri etkileyebilen bir aktör olarak görülmektedir.

Güçlü devlet, güçlü ekonomi, güçlü savunma sanayii ve güçlü Türk Silahlı Kuvvetleri hedefleri doğrultusunda atılacak adımlar, Türkiye'nin gelecekteki konumunu belirleyecektir.

Kızılelma ufkunda yürüyen Türkiye için asıl hedef; değişen dünya düzeninde milli menfaatlerini koruyabilen, bağımsız karar verebilen ve bulunduğu coğrafyada istikrarın temel sütunlarından biri olabilen güçlü bir devlet olmaktır.

Türk’e vatan, bütün cihandır.