Mehmet KÜÇÜKEKEN'in 24 Ağustos 2026 tarihli yazısı: Kıbrıs
Akdeniz’de suların her zamankinden daha sıcak olduğu bir dönemden geçiyoruz.
“İlk hedefiniz Akdeniz!” denildiği günden bu yana yapılan hazırlıkların, bugün başka bir anlam kazandığını düşünenler var. Tarih bazen yalnızca yaşananlarla değil, yaşananların insan zihninde bıraktığı izlerle de okunur.
Mu’dan gelenler…
(Hz.) Muhammed…
Muhafızlar…
Kelimelerin içinde saklı çağrışımlar, sembollerin ardında gizlenen anlamlar ve tarihin derinliklerinden yükselen bazı sorular, insanı ister istemez düşünmeye sevk ediyor.
KIZILELMA yolunda Türk Ordusu sahada…
Belki de burada sözü tarihe bırakmak gerekir:
Sü akar, yordamı bilir; yolun nereye varacağını ise zaman yolcuları gösterir.
Kızıl Kan ile Mavi Kan karşı karşıya…
Bir tarafta demir oksit, diğer tarafta bakır oksit…
Kırmızı Bayrak ve Mavi Bayrak…
Kadim sembolizmde bunların iyilik ve kötülük, mücadele ve denge, madde ve mana gibi farklı anlamlarla yorumlandığı biliniyor. Elbette bunları kesin hükümler olarak görmek yerine, insanlığın ortak sembol dili içinde düşünmek daha doğru olabilir.
Biz kimiz?
Ya karşımızdakiler!
Peki kuzeydeki devlet kim?
Güneydeki devlet kim?
Sorular çoğalıyor…
Ve insanın zihninde daha büyük bir soru beliriyor:
Üçüncü Dünya Savaşı olarak adlandırılan büyük bir küresel hesaplaşma, bazı dini ve ezoterik yorumlarda Melhame-i Kübrâ ve Armageddon ile ilişkilendirilen hadiselerle birlikte kısa süre içinde Kıbrıs üzerinden mi şekillenecek?
Bunu bugünden kesin olarak söylemek elbette mümkün değil. Fakat Kıbrıs’ın tarih boyunca taşıdığı jeopolitik ağırlık düşünüldüğünde, adanın yalnızca sıradan bir ada olmadığını görmek mümkün.
Ege’de, daha doğru ifadeyle Adalar Denizi’nde, neler olacak?
İstanbul için konuşulan 72 saatlik tahliye planları neyi ifade ediyor?
Şam ve Kudüs’te aynı zaman diliminde yaşanabilecek gelişmeler, bölgenin kaderini nasıl etkileyebilir?
Ve bütün bunların ortasında…
Dolunay…
Dumanlı günler…
İnsanoğlu bazen gökyüzüne bakarak yeryüzünü anlamaya çalışıyor.
1986 yılında Halley Kuyrukluyıldızı’nın geçişiyle ilişkilendirilen bazı ezoterik yorumlar vardı. “Ruh Metriksi”, “Hz. Zülkarneyn”in gelişi ve zaman yolculuğu gibi kavramlar da bu yorumların içinde farklı biçimlerde ele alındı.
Peki 2024 yılında Atlas Kuyrukluyıldızı üzerinden Hz. Zülkarneyn’in gidişi kavramı da benzer bir anlam arayışını ortaya çıkmış olabilir mi?
Belki…
Ama burada dikkat edilmesi gereken bir husus var:
İslam’da gaybın kesin bilgisi Allah’a aittir.
İnsan, işaretleri okuyabilir; semboller üzerinde düşünebilir; tarihin akışındaki benzerlikleri araştırabilir. Fakat bunları kesin bir gelecek haberi olarak sunmak, dinin ölçüleri açısından ihtiyatla yaklaşılması gereken bir konu olur.
Tarık Yıldızı’nın gelişi ile ilgili rivayetler, ‘’cin metriksi” kavramları üzerinden yapılan ezoterik yorumlar da aynı şekilde dikkatle ele alınmalı.
Peki Tarık Yıldızı ile gelen Sirius’lu (Hz.) Hızır?
Hızır makamı gerçekten yeşil ile mi ilişkilendiriliyor?
“Yeşil Adam” denildiğinde neden bazı kadim anlatılarda ilk akla Hz. Hızır geliyor?
Asker kıyafetlerinin yeşil olması yalnızca pratik bir tercih mi, yoksa insan zihnindeki yeşil rengin koruma, tabiat ve hayatla kurduğu bağ üzerinden başka çağrışımları da mı var?
Yeşil - Asker - Komutan - (Hz.) Hızır kelimeleri arasında sembolik bir bağ var mı?
Yoksa, ilk olarak ismi H ile başlayan kişiye mi bakmak gerekiyor?
Belki de bütün mesele burada…
Sorular ve cevaplar arasında.
Fakat her sorunun cevabı bugün elimizde olmayabilir.
Nuh’un Gemisi’nde durum ne?
Hazır mı?
Yoksa Nuh’un Gemisi, insanlığın kendisini felaketlerden koruma arzusunun kadim bir sembolü olarak mı okunmalı?
Belki gerçek mesele, geminin nasıl olduğu kadar, insanlığın (iyilerin) hangi fırtınaya hazır olduğudur.
Gerçekte neler oluyor?
İşte bu sorunun cevabı, bütün bu anlatının en büyük sırrı olabilir.
Belki bazı şeyler gerçekten yaşandı ve bitti.
Belki de insanlık, geçmişte yaşanan büyük kırılmaların izlerini bugün yeniden okumaya çalışıyor.
“Zaman Yolcuları” denilen şey, belki de zamanda yolculuk yapan insanlar değil; geçmişten ders çıkararak geleceği değiştirmeye çalışan insanlığın kendisidir.
Zamanı tamir etmek de belki geçmişi değiştirmek değil, geleceğin yanlışlarını bugünden düzeltmeye çalışmaktır.
Hülasa:
Kadim Türk Devleti ayakta!
Kıbrıs, Akdeniz’in ortasında duran sıradan bir kara parçasından çok daha fazlasını hatırlatıyor.
Tarihin sırları burada konuşuyor.
Jeopolitik burada konuşuyor.
İnanç burada konuşuyor.
Semboller burada konuşuyor.
Ve bütün bu seslerin arasında insan, kendi sorusunu sormaya devam ediyor:
Yarın ne olacak?
Bunun cevabını kesin olarak kimse bilemez.
Fakat şunu söylemek mümkün olabilir:
Kıbrıs bizim için yalnızca coğrafya değil, tarihî hafızamızın da bir parçasıdır.
Akdeniz’de sular derin…
Tarihi bağlarımız daha da derin.
Gücü yeten varsa gelsin…
Ama bir sözümüz var:
Yüzme bilmeyen gelmesin…
Çünkü bazı denizlerde mesele yalnızca yüzmek değil; akıntının yönünü bilmektir.
Türk’e vatan bütün cihandır!