Mehmet KÜÇÜKEKEN'in 19 Temmuz 2026 tarihli yazısı: Türkiye Ekonomisinde Yön Arayışları ve Yeni Makro İktisat Modelleri

Dünya ekonomisi son yıllarda alışılmış dalgalanmaların çok ötesine geçen büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bugün yaşanan gelişmeleri yalnızca bir ekonomik yavaşlama ya da geçici kriz olarak değerlendirmek eksik olur. Çünkü artık enerji, lojistik, finans ve jeopolitik aynı anda yeniden şekilleniyor.

Orta Doğu'da yaşanan gerilimler, Hürmüz Boğazı'ndan Süveyş Kanalı'na kadar uzanan ticaret hatlarını doğrudan etkiliyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki hareketlilik yalnızca enerji maliyetlerini artırmakla kalmıyor, üretimden taşımacılığa kadar bütün ekonomik zinciri etkiliyor. Navlun ücretleri yükseliyor, sigorta maliyetleri artıyor ve küresel ticaret yeniden fiyatlanıyor.

Bu süreç, 2008 Küresel Finans Krizi'nden farklı bir karakter taşıyor. O dönemde esas sorun finans sektöründeydi. Bugün ise enerji güvenliği, tedarik zincirleri, teknoloji rekabeti ve jeopolitik dengeler aynı anda değişiyor.

Bir taraftan Atlantik merkezli ekonomik yapı eski gücünü kaybederken, diğer taraftan Avrasya, Afrika ve Asya ekseninde yeni ticaret koridorları oluşuyor. BRICS ülkelerinin genişlemesi, alternatif ödeme sistemlerinin geliştirilmesi ve rezerv para tartışmalarının hızlanması da bu dönüşümün önemli göstergeleri arasında yer alıyor.

İktisat literatüründe bu tür dönemler "paradigma değişimi" olarak tanımlanır. Eski kuralların yeterli olmadığı, yeni yaklaşımların öne çıktığı zamanlardır.

Klasik Teoriler Tek Başına Yeterli mi?

Adam Smith'in ortaya koyduğu klasik yaklaşım, piyasaların zaman içerisinde kendi dengesini bulacağını savunur. Ancak enerji koridorlarının savaş ve güvenlik riskleriyle karşı karşıya olduğu bir dünyada, fiyat mekanizmasının tek başına çözüm üretmesi her zaman mümkün değildir.

John Maynard Keynes'in yaklaşımı ise kriz dönemlerinde devlet harcamalarının artırılmasını ve talebin desteklenmesini önerir. Fakat günümüzde birçok ülke yüksek kamu borcu ve faiz yükü altında bulunmaktadır. Bu nedenle Keynesyen genişleme politikalarının uygulanabilirliği geçmişe göre daha sınırlıdır.

Bugünün dünyasında ekonomiler aynı anda birçok sorunla mücadele etmektedir:

  • Enflasyon baskıları,
  • Finansal kırılganlıklar,
  • Jeopolitik riskler,
  • Tedarik zinciri sorunları,
  • Enerji maliyetleri,
  • Teknolojik dönüşüm baskısı.

Dolayısıyla mesele yalnızca büyümek değil; sürdürülebilir, dirençli ve kapsayıcı bir büyüme modeli oluşturabilmektir.

Türkiye'nin Önündeki Fırsat

Türkiye, jeopolitik konumu sayesinde yeni dönemin kazanan ülkelerinden biri olabilecek potansiyele sahiptir.

Ülkemiz;

  • Enerji koridorlarının merkezinde yer almaktadır,
  • Avrupa ile Asya arasındaki lojistik bağlantının ana halkalarından biridir,
  • Genç ve dinamik nüfusa sahiptir,
  • Güçlü üretim altyapısına sahiptir,
  • Savunma sanayii başta olmak üzere birçok stratejik sektörde önemli ilerleme kaydetmiştir.

Ancak bu avantajların ekonomik güce dönüşebilmesi için üretimin, tasarrufların ve finansal kaynakların daha etkin kullanılmasına ihtiyaç vardır.

Tam da bu noktada ekonomist Mehmet Küçükeken tarafından geliştirilen makro iktisat modelleri dikkat çekmektedir.

Mehmet Küçükeken Makro İktisat Yaklaşımı

Mehmet Küçükeken'in uzun yıllara dayanan çalışmaları sonucunda geliştirdiği İMECE, RESMİ ve Gayrimenkul Odaklı Makro Model yaklaşımları, Türkiye'nin kendi kaynaklarıyla büyümesini esas alan bir perspektif ortaya koymaktadır.

Bu modellerin temel felsefesi;

Üretimi artırmak, yastıkaltı değerli maden tasarruflarının ekonomiye kazandırmak ve yerli kaynakları harekete geçirerek sürdürülebilir kalkınmayı desteklemektir.

Özellikle dış borçlanmaya aşırı bağımlılığı azaltmayı hedefleyen bu yaklaşım, Türkiye'nin ekonomik dayanıklılığını artırmayı amaçlamaktadır.

İMECE Modeli: Üretim ve İç Talebin Birlikte Güçlenmesi

İMECE Modeli, üretim sisteminin kendi içinde çarpan etkisi oluşturarak büyümeyi desteklemeyi hedeflemektedir.

Buradaki temel düşünce şudur:

Üretim artarken gelir artacak, gelir arttıkça talep büyüyecek, talep büyüdükçe üretim yeniden genişleyecektir.

Böylece ekonomik büyüme yalnızca kredi genişlemesine değil, gerçek üretime dayanacaktır.

2026 yılının ikinci yarısından itibaren Türkiye'nin en önemli hedeflerinden biri dezenflasyon sürecini korurken büyümeyi sürdürmek olacaktır. İMECE yaklaşımı, üretim kapasitesini artırmaya odaklandığı için bu sürece katkı sağlayabilecek fikirler içermektedir.

RESMİ Modeli: Yastıkaltı Değerli Maden Tasarruflarının Ekonomiye Kazandırılması

Türkiye ekonomisinin kronik sorunlarından biri düşük tasarruf oranıdır.

Evlerde bulunan altın, gümüş ve diğer değerli varlıkların ekonomiye kazandırılması uzun yıllardır gündemde olan bir konudur.

RESMİ Modeli, bu kaynakların finansal sisteme dahil edilmesini ve üretime yönlendirilmesini öngörmektedir.

Bunun sağlayabileceği katkılar şunlardır:

  • Finansman maliyetlerinin düşmesi,
  • Yerli kaynak kullanımının artması,
  • Dış finansman bağımlılığının azalması,
  • Finansal sistemin derinleşmesi.

Özellikle katılım finans sektörünün büyümesiyle birlikte bu alandaki potansiyelin daha da artabileceği değerlendirilmektedir.

Gayrimenkul Odaklı Model

Konut sorunu yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın birçok ülkesinin karşı karşıya olduğu önemli bir problemdir.

Gayrimenkul Odaklı Model, konut üretimini artırmayı, maliyetleri düşürmeyi ve erişilebilir konut arzını geliştirmeyi amaçlamaktadır.

İnşaat sektörü yaklaşık 200'den fazla alt sektörü etkileyen büyük bir ekonomik ekosistemdir.

Ancak burada önemli olan nokta şudur:

Gayrimenkul, spekülasyon aracı değil; planlı kalkınma ve sosyal refah aracı olarak değerlendirilmelidir.

Doğru planlama ve maliyet yönetimi sağlandığında, konut arzının artırılması hem istihdama hem de ekonomik büyümeye katkı sunabilir.

2026 Sonrası için Bir Yol Haritası

Türkiye Cumhuriyeti'nin Orta Vadeli Programı, On İkinci Kalkınma Planı ve mali disiplin hedefleri dikkate alındığında, önümüzdeki dönemde dört temel başlık öne çıkmaktadır:

  1. Enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarı,
  2. Üretim ve ihracat kapasitesinin artırılması,
  3. Tasarruf oranlarının yükseltilmesi,
  4. Teknoloji ve verimlilik odaklı büyüme.

Bu çerçevede Küçükeken modellerinin bazı unsurları şu alanlarda değerlendirilebilir:

  1. Yerli âtıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması,
  2. KOBİ üretim ağlarının güçlendirilmesi,
  3. Katılım finansının büyütülmesi,
  4. Konut arzının artırılması,
  5. Bölgesel kalkınma projelerinin desteklenmesi,
  6. Üretim odaklı büyüme stratejilerinin geliştirilmesi.

Elbette her ekonomik model gibi bu yaklaşımların da bilimsel değerlendirmelerden, pilot uygulamalardan ve veri analizlerinden geçirilmesi gerekir.

Ekonomide başarı, teorilerin gücü kadar uygulamanın kalitesiyle de ölçülür.

Dünya yeni bir ekonomik döneme girerken Türkiye'nin önünde iki seçenek bulunmaktadır:

Küresel gelişmeleri uzaktan izleyen bir ülke olmak ya da değişen dengeleri fırsata dönüştüren ülkeler arasında yer almak.

Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, genç nüfusu, stratejik konumu ve girişimcilik kültürü bu ikinci seçeneği mümkün kılmaktadır.

Bu noktada Mehmet Küçükeken'in geliştirdiği makro iktisat modelleri; üretim, tasarruf ve yerli kaynak kullanımını merkeze alan yaklaşımlarıyla ekonomi çevrelerinde tartışılmayı hak eden önemli öneriler sunmaktadır.

2026'nın ikinci yarısından başlayarak Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu temel yaklaşım; mali disiplini koruyan, enflasyonla mücadeleden taviz vermeyen, üretimi artıran ve yerli kaynakları daha etkin kullanan bir kalkınma stratejisidir.

Ekonomik başarı yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Asıl başarı; milletin refahını artıran, üretimi büyüten ve gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye bırakan politikaları hayata geçirebilmektir.

Türkiye'nin yeni yüzyılında hedef; borca dayalı büyüme değil, üretime dayalı kalkınma olmalıdır.

Karar da vebal de ekonomi kurmaylarının….