Hüseyin ALPASLAN'ın 29 Ağustos 2026 tarihli yazısı: Zafere Adanan Bir Yıl
Sakarya Meydan Muharebesi’nin zaferle sonuçlandığı 13 Eylül 1921 ile İzmir’in kurtulduğu 9 Eylül 1922 arasındaki bir yıllık dönem, sadece askerî bir stratejinin değil, bir milletin var olma direncinin tarih sahnesine kazındığı evredir. İtilaf Devletleri’nin Sevr’i yumuşatarak önümüze koyduğu o karanlık günlerde, İstanbul’un teslimiyetçi tutumuna karşı Anadolu’da mukaddes bir irade yükseliyordu. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, barışçı yolları sonuna kadar zorlarken, Türk milletinin özgürlüğünden asla taviz vermeyeceğini biliyor ve adeta çelikten bir sabırla o büyük zafer gününü ilmek ilmek işliyordu.
SAD kod adı verilen o çetin imha planı; Sovyetlerden Fransa’ya uzanan zorlu diplomasiyle, İstanbul depolarından can pahasına kaçırılan mühimmatla ve bağrından kopup gelen Mehmetçik’in inancıyla büyüdü. Kamuoyunu yanıltmak adına Çankaya’da çay ziyafeti haberi yayımlanırken, Mustafa Kemal Paşa gecenin karanlığında cepheye geçiyor, ordumuz dualarla Afyon’un güneyine süzülüyordu. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’den yükselen o ilk top sesi, sadece Yunan mevzilerini değil, Türk milletine biçilmek istenen esaret zincirlerini de darmadağın etti.
30 Ağustos’ta Dumlupınar’da şahlanan milli ruh, düşman ordusunu çembere alarak tarihin en kesin sonuçlu zaferlerinden birine imza attı. “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle şahlanan Türk ordusu, 15 günde 450 kilometre yol kat edip 9 Eylül’de İzmir’e al bayrağımızı çekerek bu destanı taçlandırdı. İşte bugün gururla kutladığımız 30 Ağustos Zafer Bayramı, kanlarıyla bu toprakları bize vatan kılanların, bağımsızlık uğruna canını feda eden aziz şehitlerimizin ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı en büyük mirastır.
Milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun; bu topraklarda hür yaşayan her bir fert, o gün dökülen her damla kanın bekçisidir.