Hüseyin ALPASLAN'ın 6 Temmuz 2026 tarihli yazısı: Tarihin Kara Kutusu: Çolakyan Aram
Birinci Dünya Savaşı’nın en kritik dönemeçlerinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun cephe gerisinde yaşadığı en büyük güvenlik krizlerinden biri olan Zeytun olayları, dönemin paramiliter liderlerinden Aram Çavuş olarak da bilinen Çolakyan Aram’ın kan donduran ve bir o kadar da ezber bozan itiraflarıyla yeniden gündemde. Teğmen Edip Bey’in sahada yürüttüğü tahkikatlar sırasında kayıt altına alınan bu mülakat, 1915 tehcir kararının arkasındaki askeri ve lojistik gerekçeleri en çıplak haliyle gözler önüne seriyor:
"4,5 Yıl Eşkıyalık Yaptık"
Aram Çavuş’un kendi ağzından dökülen ifadeler, bölgedeki ayrılıkçı hareketlerin basit birer yerel asayiş olayından ibaret olmadığını, aksine küresel aktörlerin desteğiyle yürütülen planlı bir ihtilal girişimi olduğunu tescilliyor. 1914 seferberlik ilanına uymayarak dağa çıktıklarını belirten Çolakyan Aram süreci şu sözlerle aktarıyor:
"1914 seferberliğinde Zeytun’daydım. Hükûmetle Ermeniler anlaşamadı ve çarpıştık. Firar eden 20 kadar Zeytunlu ile Gavur Dağları’nda birleştik. Silahlarımıza güvenerek büyük seferberlik boyunca Osmaniye, Kozan ve Islahiye civarında 4,5 yıl boyunca eşkıyalık yaptık, intikamımızı aldık."
Mondros Mütarekesi’nin ardından bölgeyi işgal eden İngiliz ve Fransız güçleriyle koordineli hareket ettiklerini gizlemeyen paramiliter lider, işgal ordularının kendilerini nasıl yönlendirdiğini itiraf ediyor. İngilizlerin ardından Antep’i devralan Fransızların desteğiyle Haçin’e (Saimbeyli) gönderildiklerini belirten Aram Çavuş, Türk askerleriyle girdikleri kanlı çatışmaları şu çarpıcı cümlelerle anlatıyor:
"Fransızlar, Ermeni gönüllüleri ilerletirken bizi de Haçin’e gönderdi. Bir yıl boyunca Türklerle pek çok kez savaştım. Bir subay ile bir top esir aldım. O subayı kendi ellerimle öldürdüğümü söylersem beni ayıplamayın; çünkü birbirimizden intikam almak için cenkleşiyorduk."
Haçin’deki Türk taarruzunun ardından cepheyi yararak yeniden Zeytun’a döndüğünü belirten Çavuş, bu dönüşün sıradan bir kaçış olmadığını, "Esasen Zeytun’a gelmem, Fransız Komutanı ile önceden kararlaştırılmış bir meseleydi" sözleriyle ortaya koyuyor. Bu itiraf; İtilaf Devletleri’nin bölgedeki ayrılıkçı örgütlenmeleri nasıl finanse ettiğini, silahlandırdığını ve stratejik olarak sevk ettiğini kanıtlar nitelikte.
Arşiv belgeleri ve çok sayıda tanıklıkla desteklenen bu tarihi kesit, Osmanlı hükûmetinin 1915 yılında radikal bir nüfus aktarımı olan sevk ve iskân kararına hangi hayati güvenlik gerekçeleriyle başvurmak zorunda kaldığını rasyonel bir analize tabi tutmamızı sağlıyor.
Ordunun tüm cephelerde varoluş mücadelesi verdiği bir dönemde, cephe gerisinde İtilaf Devletleri'nin desteğiyle büyüyen bu silahlı direniş ve terör faaliyetleri, devlet otoritesini doğrudan hedef almıştır. Aram Çavuş’un tarihi bir vesika niteliğindeki bu anlatımları, dönemin şiddet dinamiklerini anlamak ve olayları tek taraflı okumalardan arındırarak objektif bir tarih bilinci oluşturmak açısından fevkalade bir öneme sahip.