Tarihçi-Yazar Hüseyin ALPASLAN'ın 19 Mayıs 2026 Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı yazısı: Şafak Vakti Samsun: 19 Mayıs’ın Dinmeyen Yankısı
Takvimler bugün 2026 yılını gösteriyor. Dile kolay; o hırçın Karadeniz dalgaları arasından tarihin akışını değiştirecek bir geminin Samsun limanına yanaşmasının üzerinden tam 107 yıl geçti. Bandırma Vapuru, o sabah sadece ahşap ve demirden ibaret bir tekne değil; bir milletin hürriyet sevdasını, namusunu ve geleceğini taşıyan bir "Umut Nuh’u" olarak tarihin sularında ilerliyordu.
19 Mayıs 1919 sabahı Samsun ufuklarında parıldayan güneş, yalnızca yeni bir günün değil, küllerinden doğmaya yemin etmiş bir ankanın, Türk Milleti'nin uyanışının habercisiydi.
O gün İstanbul, Boğaz'ı kelepçeleyen işgal zırhlılarının gölgesinde nefessiz kalmış; İzmir, tarihin en karanlık günlerinden birini yaşarken namert kurşunlarıyla sarsılmıştı. Memleketin her köşesi, Mondros denilen bir ölüm fermanıyla parça parça edilmek isteniyordu. İstanbul'da ise İngilizlerin gölgesi altında çalışan, onların her dediğini emir telakki eden Damat Ferit Hükûmeti, korku ve acziyet içinde sarsılıyordu. Ankara ve Anadolu’da yükselecek bir millî çığlığın İngilizleri kızdıracağından ödü kopuyor, “Aman işgallere ses çıkarmayın, mitingleri durdurun!” telgrafları yağdırıyorlardı.
Fakat unuttukları bir şey vardı: Bu millet, esaret zincirini ancak kendi bileklerini parçalamak için kullanırdı, boynuna takmak için değil!
İşte bu zifiri karanlığın ortasında, 9’uncu Ordu Müfettişi unvanıyla ama göğsünde sadece milletine olan sarsılmaz inancıyla bir dahi ayak bastı Samsun toprağına. Mustafa Kemal Paşa... O, işbirlikçi Damat Ferit Hükûmeti’nin verdiği yetkileri bir kalkan gibi kullanarak İstanbul’u siyasi bir deha ile oyalarken, Anadolu’nun bağrında hürriyet yangınını başlatacak ilk kıvılcımı çakmıştı bile.
Samsun’dan Havza’ya, Amasya’dan Erzurum’a uzanan o çetin yolda, İngilizlerin tehditlerine ve Damat Ferit’in "derhal geri dön" emirlerine karşı tarihe kazınan o muazzam resti çekiyordu:
“Milletin heyecanını ve milli tezahüratı men ve tevkif etmek için hiç kimsede kudret ve takat göremem!”
Bu söz, manda ve himayeye sığınan işbirlikçi hükûmete ve işgalcilere çekilmiş en büyük setti; zincirlenmek istenen bir devin ilk kükreyişiydi. Mustafa Kemal, unvanları, rütbeleri, makamları bir kenara itti. 7/8 Temmuz gecesi Erzurum’da, o çok sevdiği askerlik mesleğinden istifa edip "Sine-i Millete" döndüğünde; apoletlerinden sıyrılmış ama milletinin iradesiyle zırhlanmış bir lider olarak ayağa kalkıyordu. O artık Saray'ın rütbeli bir paşası değil, vatan toprağı kadar yalın, Türk Milleti kadar azizdi.
Bugün, 2026'nın modern dünyasından geriye dönüp baktığımızda, o kutlu yürüyüşün ruhunun bir fotoğraf karesinin donukluğunda değil, bu ülkenin damarlarında atan taze kanda yaşadığını görüyoruz.
Samsun’da yakılan o hürriyet meşalesi, aradan geçen 107 yıla rağmen bugün fabrikalarımızda dönen çarklarda, laboratuvarlarda geleceği inşa eden genç beyinlerimizde, yapay zekayla dünyayı yakalayan ve aşan adımlarımızda, ay-yıldızlı bayrağı göklere çeken sporcularımızın azminde parıldamaya devam ediyor. İşbirlikçilerin korkaklığına inat, milletin azim ve kararlılığıyla kurulan bu Cumhuriyet, bugün de yarın da dimdik ayaktadır.
19 Mayıs, geçmişte kalmış kronolojik bir anı değil; her sabah yeniden uyanan, her zorlukta yeniden şahlanan Türkiye’nin ta kendisidir.
Ne mutlu o gün o geminin getirdiği ışığı görenlere... Ve ne mutlu bugün, asrı aşan o ışığı yarınlara, daha güçlü bir inançla taşıyan Türk Gençliğine!
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!