Hüseyin ALPASLAN'ın 9 Şubat 2026 tarihli yazısı: TEHCİR VE AŞK: TARİHİN GÖLGESİNDE İNSAN KALABİLMEK
Yeni romanım Tehcir ve Aşk, Birinci Dünya Savaşı’nın ve zorunlu göç yıllarının gölgesinde geçen bir insan hikâyesi. Bu kitap, bir iddianın ya da karşı iddianın metni değil; bir savunma ya da suçlama da değil. Daha çok, tarihin en sert kırılma anlarından birinde insan kalabilmenin imkânını sorgulayan bir edebiyat denemesi.
Tarihçi kimliğimle yıllardır arşiv belgeleri, resmî kayıtlar ve tanıklıklar üzerinde çalışıyorum. Ancak bu romanda, belgelerin diliyle değil; insan kalbinin diliyle konuşmayı tercih ettim. Çünkü bazı hakikatler vardır ki sadece rakamlarla, raporlarla ve dipnotlarla anlatılamaz. Onlar, ancak bir çocuğun korkusunda, bir annenin duasında, iki gencin birbirine uzanan sessiz bakışında görünür hâle gelir.
Tehcir ve Aşk, tam da bu sessiz alanda filizlenen bir hikâyeyi anlatıyor. Türk ve Ermeni iki gencin, Mehmet ile Meline’nin hikâyesini… Aynı sokaklarda büyüyen, aynı gökyüzünün altında dua eden, fakat tarihin sert rüzgârlarıyla farklı yönlere savrulan iki hayatı. Roman boyunca okur, yalnızca bir aşkın değil; bir kasabanın, bir toplumun ve bir dönemin ruhuna tanıklık ediyor.
Bu kitapta tehcir, yalnızca bir tarihsel olay olarak yer almıyor; geride bırakılan evler, yarım kalan cümleler ve taşınamayan hatıralar üzerinden hissediliyor. Savaşın ve zorunlu göçlerin açtığı yaralar inkâr edilmeden, ama insanlık onuru da göz ardı edilmeden anlatılıyor. Acı, tek taraflı değil; korku, tek bir kimliğe ait değil. Romanın temel iddiası da burada yatıyor: Acılar bölünebilir, ama insanlık ortaktır.
Tehcir ve Aşk, geçmişi bugünün siyasal kavgalarına malzeme etmeden, ama onu unutmadan okuma çağrısıdır. Birlikte yaşanmış bir tarihin, ancak birlikte hissedilerek anlaşılabileceğini hatırlatma çabasıdır. Okurdan beklentisi, haklı ya da haksız taraflar seçmesi değil; insan seslerini duymaya cesaret etmesidir.
Belki de bu yüzden bu roman, tarihle yüzleşmek isteyenler kadar, insan hikâyelerine inananlara da hitap ediyor. Çünkü bazen bir roman, kalın bir tarih kitabının söyleyemediğini tek bir cümleyle fısıldayabilir:
“Biz aslında hiç ayrı değildik.”