Hüseyin ALPASLAN'ın 5 Ocak 2026 tarihli yazısı: Venezuela’nın Suçu: Petrol Zengini Olmak
Uluslararası hukuk, kâğıt üzerinde hâlâ yürürlükte olabilir; ancak söz konusu olan büyük güçlerin stratejik çıkarlarıysa, bu hukuk çoğu zaman sessizliğe gömülür. ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî operasyonu, modern dünya düzeninde hukukun nasıl seçici uygulandığını bir kez daha gözler önüne serdi. Petrolün olduğu yerde hukuk geri çekildi, egemenlik ilkesi askıya alındı.
Birleşmiş Milletler şartı açık ve yoruma kapalıdır: Devletler, başka bir devletin toprak bütünlüğüne ve siyasal bağımsızlığına karşı güç kullanamaz. Meşru müdafaa için açık ve devam eden bir silahlı saldırı gerekir ya da Güvenlik Konseyi kararı. Venezuela örneğinde bu şartların hiçbiri yoktur. Buna rağmen gerçekleştirilen askerî müdahale, uluslararası hukukun fiilen devre dışı bırakılması anlamına gelmektedir. Güç, hukukun yerine ikame edilmiştir.
Bu noktada sorulması gereken soru şudur: Hukuk neden bir anda işlevsizleşmiştir?
Cevap karmaşık değildir. Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinden birine sahiptir. Sorun, yalnızca Caracas’taki yönetimin niteliği değil; bu devasa enerji kaynağının Batı merkezli küresel sistemin denetimi dışında kalmasıdır. Demokrasi, insan hakları ve uyuşturucuyla mücadele söylemleri, bu bağlamda ahlaki bir ilke olmaktan çok, jeopolitik müdahaleyi meşrulaştıran araçlar olarak kullanılmaktadır.
Yakın tarih bu senaryoya yabancı değildir. Irak’ta “kitle imha silahları”, Libya’da “sivilleri koruma sorumluluğu”, Afganistan’da “terörle mücadele” gerekçeleri öne sürülmüştü. Sonuç her defasında aynı oldu: Devlet yapıları çöktü, toplumlar parçalandı ve stratejik kaynaklar küresel sermayenin erişimine açıldı. Venezuela’da yaşananlar, bu zincirin yeni halkasıdır.
Asıl tehlike ise müdahalenin kendisinden çok, yarattığı emsaldir. Eğer büyük güçler, kendi iç hukuklarını ve güvenlik tanımlarını evrensel normların üstünde görürse, uluslararası düzen hızla bir güçler arenasına dönüşür. Hukuk, yalnızca güçlü olanın çıkarına hizmet ettiği sürece hatırlanan bir kavrama indirgenir. Zayıf devletler için ise egemenlik, her an askıya alınabilecek geçici bir statü hâline gelir.
Bu tablo, emperyalizmin 21. yüzyıldaki yeni biçimini de gözler önüne sermektedir. Artık klasik işgallerden ziyade, kısa süreli askerî operasyonlar, yönetim değişikliği hamleleri ve ekonomik vesayet mekanizmaları devrededir. Bayrak dikmeden de ülkeler yönlendirilebilmekte, kaynaklar kontrol altına alınabilmektedir.
Bugün Venezuela’da çiğnenen yalnızca bir ülkenin egemenliği değildir. Asıl tahrip edilen, yarın herkesin ihtiyaç duyacağı uluslararası hukuk zeminidir. Bu zeminin çökmesi, dünyayı daha güvensiz, daha öngörülemez ve daha adaletsiz bir yere sürükler.
Sonuç nettir: Bu operasyon ne hukuki ne de meşrudur. Bu bir “düzen kurma” değil, çıkar dayatmasıdır. Petrolün değeri, hukukun değerinin önüne geçirilmiştir.
Venezuela bize bir kez daha şunu hatırlatmaktadır: Petrol varsa hukuk yoktur; güç varsa kural yoktur.