Hüseyin ALPASLAN'ın 12 Ocak 2026 tarihli yazısı: FİKİR ÜRETMEYEN BİR GENÇLİK NASIL YETİŞTİ?

Cumhuriyet devrimleri, yalnızca bir rejim değişikliği değil; topyekûn bir zihniyet hamlesiydi. Atatürk’ün hedeflediği gençlik, itaat eden değil düşünen; ezberleyen değil sorgulayan, aklın ve bilimin peşinden giden bir gençlikti. Harf Devrimi, üniversite reformu, Köy Enstitüleri, Halkevleri… Bunların hiçbiri rastlantı değildi. Amaç, fikri olan, tartışabilen, memleket meselesini şahsi menfaatinin önüne koyan bir yurttaş tipi inşa etmekti.

Bugün gelinen noktada ise bu idealin neredeyse tam karşısındayız.

Cumhuriyet’in ilk kuşağı, yoksulluk içinde kitapla tanıştı. Okumak bir ayrıcalık değil, bir sorumluluktu. Fikir üretmek, vatana hizmetin asli unsurlarından biriydi. Gençlik örgütlüydü; tartışıyordu. Sert ayrışmalar olsa bile kamusal alanın merkezinde düşünce vardı. Ne var ki 1970’lere gelindiğinde bu alan bilinçli biçimde zehirlendi. Sağ–sol çatışması, düşünceyi araç olmaktan çıkarıp kimliğe indirgedi. Akıl sustu, aidiyet konuştu.

12 Eylül darbesi ise Cumhuriyet’in “düşünen gençlik” idealine vurulan en ağır darbelerden biri oldu. Darbe yalnızca örgütleri dağıtmadı; siyaseti, tartışmayı ve fikrin kendisini kriminalize etti. Gençliğe açık bir mesaj verildi: “Siyaset tehlikelidir, düşünmek bedel gerektirir.” Oysa Cumhuriyet, siyaseti yurttaşlık bilincinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu.

Sonraki yıllarda devlet, gençliğin hangi fikirle temas edeceğine karar verme yetkisini kendinde gördü. Kadim düşüncelerle temas edenler potansiyel tehdit olarak yaftalandı. Böylece Cumhuriyet’in özgür akıl hedefi; cemaat, tarikat denkleminde ve ideolojik vesayet altında boğuldu.

Ortaya çıkan tablo açıktır: Cumhuriyet’in hayal ettiği sorgulayan, okuyan, örgütlü gençliğin yerini; köksüz, fikirsiz ve konfor odaklı bireyler aldı. Tartışma kültürü yoktur; çünkü tartışmanın öğretildiği kurumlar yıllar içinde tasfiye edilmiştir. Okuma ihtiyacı yoktur; çünkü fikrin değerli olduğuna dair toplumsal mutabakat çoktan dağılmıştır.

Daha vahimi ise bu durumun artık eleştirilmemesidir. Sorgulamayan gençlik “uyumlu”, apolitik birey “başarılı”, fikirsiz toplum ise “istikrarlı” sayılmaktadır. Cumhuriyet’in yurttaş modeli, yerini tüketici birey modeline bırakmıştır.

Oysa Cumhuriyet devrimleri, gençliği rahat ettirmek için değil; ona sorumluluk yüklemek için yapılmıştı. Bugün gençlerin fikirsizliğinden şikâyet edenler, önce şu soruya cevap vermelidir: Cumhuriyet’in düşünceyle kurduğu bağ neden ve nasıl koparıldı?

Fikirden korkan her dönem, sonunda fikirsiz bir toplum üretir. Bugün yaşadığımız kriz, gençliğin değil; Cumhuriyet’in akıl ve düşünce mirasının terk edilmesinin krizidir.