Hüseyin ALPASLAN'ın 15 Haziran 2026 tarihli yazısı: Demir Kaşıkların Gölgesinde: Mıgırdıç Kırımyan
Tarih, bazen kurgusal metinlerin ve diplomatik masaların arkasına gizlenmiş çok somut metaforlarla yön değiştirir. Ermeni komitelerinin I. Dünya Savaşı'na uzanan süreçte benimsediği silahlı stratejinin, asimetrik terör metotlarının ve Batılı devletlerin güdümüne girme arayışının milat noktası, şüphesiz 1878 Berlin Kongresi ve bu kongrenin ardından İstanbul’da yankılanan meşhur bir vaazdır.
93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonrasında 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos Antlaşması, Ermeni komitelerine siyasi sahada o güne kadarki en büyük kazanımlarını bahşetmişti. Antlaşmanın 16. maddesiyle; "Ermenistan" namında bir coğrafi bölgenin mevcudiyeti, bu bölgenin ıslahata muhtaç olduğu ve Ermenilerin Kürt ile Çerkezlere karşı muhafaza edilmesi gerektiği Osmanlı Devleti’ne zorla tasdik ettirilmişti. Ermeniler bu maddeyi, bağımsızlığa giden yolda sarsılmaz bir başlangıç kabul ettiler. Ancak küresel emperyalizmin dengeleri, her zaman masadaki kağıtlardan daha acımasız işliyordu.
Rusya’nın Doğu Anadolu, Balkanlar ve Kafkasya’da kurduğu bu ezici hakimiyeti ve sıcak denizlere inme imkanını kendi geleneksel Asya politikalarına ve Hindistan sömürge yoluna en büyük tehdit olarak gören İngiltere, derhal araya girdi. İngiliz diplomasisi, Ayastefanos’un maddelerini yeniden müzakere etmek üzere, Berlin Kongresi’ni topladı. Osmanlı’nın askeri mağlubiyetine ve Rusya’nın himayesine güvenen Ermeni Patrikliği, Berlin’de büyük bir beklenti içindeydi. Ancak 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi, Ayastefanos’taki 16. maddeyi sulandırmış, Rus hamiliğini ortadan kaldırarak meseleyi altı büyük devletin ortak denetimine bırakmıştı. Bu durum, Ermeni cemaatinde tam bir hayal kırıklığı ve "masada kaybedilen haklar" öfkesi yarattı.
İşte tam bu kırılma anında, Berlin Kongresi’ne Ermeni delegasyonunun başında katılan Başpiskopos Mıgırdıç Kırımyan, İstanbul’a dönüşünde Ermeni Katedrali’nde toplanan kalabalığa tarihsel bir yön veren o manidar konuşmasını yaptı: "Berlin’e ıslahat isteyen bir dilekçe ve basit bir kâğıt götürdüm, hâlbuki diğer küçük milletlerin (Bulgarlar, Sırplar ve Karadağlılar) demir kaşıklar getirdiklerini gördüm."
Amerikalı tarihçi Guenter Lewy’nin de altını çizdiği üzere; Avrupa’nın güçlü devletleri masaya bir "özgürlük yemeği" koyduğunda, Balkan milletleri (Bulgarlar, Sırplar, Karadağlılar) kaşıklarını daldırıp paylarını almışlardı. Çünkü onların elinde "demir kaşıklar" vardı. Ermenilerin elinde ise sadece dilekçenin yazılı olduğu kâğıttan bir kaşık vardı ve o kaşık sıcak yemeğin içinde eriyip gitmişti.
Kırımyan’ın bu "demir kaşık" teşbihi, edebi bir serzenişin çok ötesinde, Ermeni toplumunun elitleri ve gençliği için açık bir militarizasyon ve silahlı isyan çağrısıydı. Başpiskopos, Balkan komitelerinin Osmanlı’ya karşı yürüttüğü kanlı ayaklanmaları ve silah gücünü (demir kaşığı) adres gösteriyor; diplomasinin ancak arkasında bir namlu varsa işe yarayacağını vaaz ediyordu. Bu dini ve siyasi ikonun çağrısı, cemaat içinde hızla karşılık buldu. Berlin’den "kâğıt parçalarıyla" bir şey elde edilemeyeceğini düşünen radikal unsurlar, bu konuşmanın ardından Sırp, Karadağ ve Bulgar komitelerinin metotlarını birebir kopyalamaya başladılar.
Kırımyan’ın vaaz ettiği "demir kaşıkları" dövmek amacıyla, 1880’li yıllardan itibaren Osmanlı topraklarında ve yurt dışında sistemli bir örgütlenme furyası başladı. 1885’te Van’da kurulan Armenakan Cemiyeti ilk organize silahlı hareket olurken; bunu 1887’de Cenevre’de kurulan Marksist Hınçak Komitesi takip etti. 1890’da Tiflis’te kurulan Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci Federasyonu) ise Kırımyan’ın "demir kaşık" felsefesini en radikal şekilde sahadaki gerilla harbine, suikastlara, baskınlara ve kitlesel isyanlara dönüştüren ana askeri motor oldu.
Mıgırdıç Kırımyan’ın 1878’deki o meşhur konuşması, Ermeni meselesinde barışçıl ve hukuki arayışlar dönemini kapatmış; emperyalizmin maşası komitelerin eliyle yürütülecek olan kanlı isyanlar ve asimetrik terör dönemini başlatmıştır. Balkanlar’da Türk nüfusa yönelik uygulanan katliam ve terör metotlarını kendilerine rehber edinen Taşnak ve Hınçak komiteleri, kilisenin de bu ideolojik onayıyla Anadolu’yu bir iç savaş alanına çevirmek için silahlanmıştır. Dolayısıyla, 1915 yılına gelindiğinde Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde Osmanlı ordusunun cephe gerisini vuran o "demir kaşıklar", temelleri 1878’de Berlin’inde atılan, emperyalizmin kanlı mutfağında pişirilmiş ve asırlar boyu bölge halkına acı reçeteler sunmuş bir enstrümandan başka bir şey değildir.
Kaynakça
Hüseyin Alpaslan, Ermeni İddialarına Tarihi Reddiye, Nobel Bilimsel Eserler, Ankara, 2026, s. 25.
Guenter Lewy, 1915 Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu? çev. Ceren Elitez, Timaş Yayınları, İstanbul, 2020, s. 32-33.