Dr. R. Bülend KIRMACI'nın 12 Haziran 2026 tarihli yazısı: Anlam Arayan İnsan!

Kalabalıklar içinde yalnızız.

Büyük düşünürün dediği gibi; yalnızken kendimiz için bir evren olmak zorundayız.

Birlikte gülüp ağladığımız, sevinip üzüldüğümüz sokaklar yok artık.

Mahalleler dağıldı, yüzler çoğaldı ve selamlar azaldı.

İnsan, insanın yanından geçiyor; ama birbirine değmiyor.

Tutsaklarız.

Hırslarımızın kölesi, sahip olduklarımızın efendisi gibiyiz.

Ama bu efendilik sahte…

Çünkü sahip olduklarımız arttıkça, kendimizi kaybediyoruz.

Yaşıyor gibi yapıyoruz.

Bazen de ölü taklidi yapıyoruz.

Sabah kalkıyor, koşuyor, kazanıyor, tüketiyor, tekrar başa sarıyoruz.

Bu deliliğe övgünün değilde sövülesi döngünün, boşluğun içinde dönüyoruz.

Nereden gelip nereye gittiğimizi bile bilmiyoruz.

İnsanlık, yönünü kaybetmiş bir gemi gibi…

Rotası yok, pusulası çalışmıyor; ama hız kesmeden ilerliyor.

Sömürü, soygun, talan, savaşlar…

Ve doğanın hoyratça tahribatı…

Toprağın sesi kısılıyor.

Suyun hafızası kirleniyor.

Gökyüzü bile insanın utancını taşıyor artık.

Ama bütün bunların ortasında asıl yıkım görünmeyen yerde:

İnsanın içinde.

Zira insan, dış dünyasını yıkmadan önce kendi iç dünyasını yitirdi.

Vicdan ricat etti.

Merhamet zayıfladı.

Ahlak duygusu, aşındı.

Adalet, güçlülerin dilinde bir süs haline geldi.

Ve biz…

Bütün bu olup biteni izleyen,

bazen eleştiren,

çoğu zaman kabullenen bir kalabalığa dönüştük.

Oysa bir zamanlar başka türlüydü.

Oysa birlikte sürüp toprağı,

birlikte süpürürdük caddelerin kirini.

Hep birlikte ibadet eder,

kadın erkek eşitliği temelinde çağdaş eğitim alırdık.

İnsan, insanla yan yana durduğunda çoğalırdı.

Emek ortak, umut ortak, yürekler bir, gelecek ortaktı...

İnsanlığın sözünü birlikte yükseltirken,

güzelleşirdi dünyamız.

İşte bugün kaybettiğimiz tam da budur:

Birlikte olma hali…

Ve belki de yeniden hatırlamamız gereken tek şey de budur.

Çünkü insan, tek başına güçlü olabilir..

Olabilir, ama yaşamın anlamı birlik içinde bulunur...

Öyleyse eğer; insan, önce kendine dönmeli..

Kendi sessizliğiyle yüzleşmeli..

Kendi hakikatiyle tanışmalı...

Sonra

Yeniden bağ kurmalı:

doğayla… hayatla…

Evet belki yeniden o kayıp sokaklar kurulmaz.

Belki eski mahalleler geri gelmez.

Ama yeni bir bilinç kurulabilir.

İnsanın insana yeniden "dokunduğu",

rekabetin değil "dayanışmanın" yükseldiği,

sahip olmanın değil paylaşmanın değer kazandığı bir bilinç…

Çünkü mesele sistem değil sadece.

Mesele insan.

Ve insan değişmeden hiçbir şey değişmez.

Olur mu olur;

Gün gelir:

Eğitimiyle, sosyal yaşamıyla, kültürel birikimiyle, ekonomik işleyişiyle;

Ezmeden yöneten, sömürmeden üreten

İnsancıl sol bir düzen kurulur!..