Dr. R. Bülend KIRMACI'nın 19 Haziran 2026 tarihli yazısı: İstikrarsızlık Devranı!

Düzenli işleyen, kurallı yürüyen, sürdürülebilir olarak büyüyen ve güven veren ekonomiler esastır.

Bu devirde bu devranda bundan uzağız.

Savaşlar sürecek, dünya dönecek, yoksulluk, eşitsizlik, doğanın yıkımı, devam edecek.

Yine de herkes işini yapacak.

İşte bu gerçekle Dünya Ekonomik Forumu da bir yanda çalışıyor; makro ve mikro incelemeler yapıp, yönetimlerle, kamuoyuyla paylaşıyor...

Açık söyleyeyim, çalışmaları değerli olsa da ben biraz iyimser buluyorum.

Yine de gelin güncel incelemelerinden birini inceleyelim!

Diyorlar ki: "dünya ekonomisi, üç temel dinamik tarafından şekillendiriliyor: yapay zekâ yatırımları, kamu borçları ve jeoekonomik gerilimler."

Büyük ölçüde doğru tespitler...

Gerçekten, ABD ekonomisinde büyümenin ana motoru haline gelen yapay zekâ yatırımları, kısa vadede güçlü bir ivme yaratıyor.

Teknoloji şirketleri değerleniyor, üretkenlik artışı beklentileri yükseliyor.

İtirazım yok, katkım var:

Çünkü, burada önemli bir soru işareti var: Bu yükseliş sürdürülebilir mi?

Baş ekonomistlerin önemli bir bölümü, cari büyümeyi taşıyan unsurların, yarının kırılganlığına dönüşebileceğini belirtiyor...

İşte burada mutabıkız.

İkinci başlık ise borçlar…

Küresel ölçekte kamu borçları tarihsel olarak yüksek seviyelere ulaşmış durumda.

Faiz oranlarında kısmi bir gevşeme beklentisi olsa da, mali disiplin konusu hâlâ ciddi bir risk alanı olarak karşımızda duruyor.

Bu tespit zaten aritmetik bir gerçeklik ve aşağıdaki tablo ile teyit oluyor:

Bugün birçok ülke, refahı üretimle değil, borçla sürdürüyor.

Bu ise sürdürülebilir değil...

Üçüncü ve belki de en kritik başlık: Jeoekonomik bölünme.

Dikkat lütfen "büyüme" değil "bölünme"!

Elbette dünya ticareti sadece ekonomik bir faaliyet değil; aynı zamanda stratejik bir araç.

Ve o arada, tedarik zincirleri parçalanıyor, ülkeler bloklar halinde hareket ediyor, ekonomik ilişkiler giderek güvenlik politikalarının uzantısı haline geliyor.

Bölgesel görünüm de bu tabloyu destekliyor...

"ABD, teknoloji yatırımları sayesinde güçlü görünümünü korurken; Avrupa düşük büyüme ve yapısal sorunlarla mücadele ediyor. Çin, iç talep ve fiyat baskılarıyla yeni bir denge arayışında. Buna karşılık Hindistan ve Güney

Asya, büyümenin yeni merkezleri olarak öne çıkıyor."

Ve de artık tek bir dünya ekonomisi yok.

Bu olgu, sinerji kapılarının yerini tahripkar temaslar almazsa bir yerde olumlu...

Birbirinden ayrışan, farklı hızlarda ilerleyen çoklu ekonomik gerçeklikler var.

Sonuç olarak 2026 dünyası, klasik kriz tanımlarının ötesinde bir dönemden geçiyor.

Ekonomi çöküşte değil.

Ama güven de vermiyor.

Borçla taşınan ve jeo-ekonomik gerilimlerle parçalanan bu yeni düzen; refah üretmekten çok risk üretmektedir.

İşte küresel, kümesel, kümülatif hasıla şimdilik budur!

Benim aklıma acaba bu tablo savaşları ne kadar körüklüyor; savaşlar bu tabloyu nasıl perçinliyor sorusu geliyor ve bitiriyorum:

İstikrarsız bir istikrar çağında, anlaşmamak üzerine anlaşmış şaşkınlarız!